|
İktibas Dergisi hakkında Ercümend Özkan'ın değerlendirmelerini tanıtan bir inceleme.
Ercümend ÖZKAN, Ocak 1981 'den Ocak 1995 tarihine yani vefatına kadar İktibas dergisinin editörlüğünü yaptı. Kendisinin rahatsızlığı sebebiyle Ağustos 1987 ile Kasım 1989 tarihleri arasında derginin yayınına 2 yıllık bir ara verilmesi dışında tam 12 yıl (ki fikir dergileri için bu ülkede uzunca bir süre) fikri birikimini dergide sergileyip sahib olduğu mali imkanlarını da derginin yayın hayatına devam etmesi için kullandı. O'nun adıyla özdeşleşen ve İslami anlayışta artık "ekol" oluşturmuş olan İktibas dergisinin yayın hayatının hikayesini 12 cildi gözden geçirip dergiyle ilgili yazılarını derleyip toplayarak O'nun kaleminden sunmak istedik.
"Dergiyi, insanımızı düşünerek yayınlamaya başladık. Evet, insanımızın Türkiye'de ve Dünya'da neler olup bittiğinden, nasıl olup bittiğinden haberi olsun istedik. Dünyayı yönetenlerin, onlara fikir verenlerin neleri nasıl düşündüklerini insanımıza iletmek ve bu suretle okuyucu ufkunun genişlemesine, daha üst düzeyde ve kapsamlı düşünebilmesi için gerekli bilgiler edinmesine katkıda bulunabilelim" (İktibas, 1. cilt, 1. sayı, Selamlayarak!...)
İşte bu paragraftaki satırlarla başlamıştık 1 Ocak 1981 tarihinde yayın hayatına atılan "İktibas" dergisine. 1960'lı yıllardan beri süregelen İslam konusundaki araştırmalarımızı, Türkiye ve Dünya'da cereyan eden hadiseler hakkında ki görüşlerimizi, beraber olduğumuz bir grup arkadaşımızla istişare ederek topluma, kamuoyuna sunmaya karar verdik. Ki dergi de birikimimizi başkalarına aktarmanın bir aracı olacaktı.
Kurmuş olduğumuz ve halen faaliyetlerini sürdüren, Türkiye'de cinsinin ilk örneği olan Basın Haber Ajansı'nın sağladığı imkanlarla (ki bu kuruluş abone olanlara kupür arşivi yapıyor) gerek yurtiçi gerekse yurtdışı yayınları tarayarak "mutlaka başkalarının da okuması gerek" cinsinden yazıları, çıkardığımız bu dergide okuyucuların istifadesine sunmayı planladık. Ki bu açıdan dergi de Türkiye'de cinsinin ilk örneğidir.
Türkiye'de ve Dünya'da yayınlanan gazete ve dergileri tarayarak elde ettiğimiz, önemli yorum, haber, röportaj, makale, fotoğraf ve karikatürleri bir insicam içinde dergide sunalım okuyucuya dedik. Bu nedenle "süreli yayınlar tarama dergisi" işlevi gören dergimize mütevazi bir isim olan ve "alıntı" anlamına gelen İktibas ismini verdik.
Dergiyi çıkarmakla aynı zamanda imkanı veya zamanı olmadığı için, okuyucunun bir sürü gazete ve dergiyi okuyamamasının kaçnılmaz eksikliklerini gidermekte yardımcı olmayı amaçladık. Aynı zamanda ülkemiz insanının silahsız-kavgasız birbiriyle diyaloğunu sağlamaya çalışma ve doğrular üzerinde birleşebilmelerine yardımcı olmayı arzuladık.
İktibas'ın yayınlanmaya başladığı tarihin de önemine değinmek lazım. Anarşinin olanca hızıyla sürdüğü, kaldırılan tozdan etrafın görülemediği, elinde silahı, gözü dönmüş, öldüreceği karşıt fikrin adamını arayan insanların tedirginlik doğurduğu ve kimsenin kimseye söz söylemeye ve dinletmeye gücünün yetmediği günlerin ertesinde yayınlandı İktibas. Bu nedenle de tansiyonu inmiş, heyacanı dinmeye yüz tutmuş ve söz dinlemeye ihtiyacı olduğu günlerde insanımıza düşünerek, konuşarak, değerlendirerek ve doğru yargılara varmasına yardımcı olarak bir ışık tutucu olmuştur.
İktibas'ın ilk sayılarını (3 sayı) kendi imkanlarımızla dağıtmaya çalıştık. 4. sayıdan başlayarak Hür Dağıtım ile anlaştık ve 11. sayı dahil bu dağıtım şirketi dağıttı. 12. sayıya gelince birden ve kesin bir kararla dergimizin dağıtılmayacağı bildirildi bize. Ankara Bölge Müdürlüğü'nde yaptığımız kıyaslamalara göre dergimiz bazı günlük gazetelerden daha çok satıyordu. Buna rağmen ve İstanbul'a kadar gidip Yönetim Kurulu ile görüşme isteğimiz de kabul edilmedi ve adı geçen şirket dergimizin dağıtımını durdurdu. Bize bir sayı daha dağıtarak okuyucularımıza "durum böyledir, başınızın çaresine bakın" deme imkanı bile bırakılmadı. Ki sonradan edindiğimiz "İstihbarat"lara göre vaziyet, "milli" olan bir "teşkilat"ın 1967 yılındaki "İslami esaslara göre devlet kurmaya çalışmak" suçundan yargılandığım dönemde mahkemeye "telkin"de (baskı dememek için) bulunarak verilecek cezayı artırma yönünde gayretleri ve katkılarını esirgemediklerini öğrendim.
Bu arada bir gazetenin Türkiye bürolarından hepsine yolladığımız dergimiz de kaç yıl öncesinin parası ile 600.000.-TL.'nin üzerinde bir hesap açığı ile kapandı. Ne sattıkları sayıların parasını ödediler, ne de iadelerini gönderdiler. Hatta bu bürolardan birinin bize cevaben yazdığı mektup şöyle idi: "Bize gönderdiğiniz dergilerin satılanlarının parası ne oldu ise bilmiyoruz. Satılmayanları da dağıttık. Biz de alacağınız filan yok. Bir daha mektup da yazmayınız."
Aynı çevreler dergimizin kısa zamanda "hemen her kesiminden" birçok abone ve okuyucu bulması karşısında kapalı devre çalışan çevrelerine "tamimler" göndererek İktibas'la ve sahibiyle ilgilenilmemesini, derginin okunmamasmı öğütlediler. Bu sebeplede yalnız Avrupa'daki işçilerden bine yakın abone olmuş fakat parasını da ödememiş bulunan abonelerin 800'den fazlası iki yıllık abone ücretlerini ödemediler bu tamimler üzerine. Yalnız Almanya'da 20 000 DM'ın üzerinde alacağımız kaldı. Ve üstüne üstlük dergiyi de imha ettikleri haberlerini muhlis (ihlas sahibi) birkaç müslüman bize yazdığı mektuplarda bildirdi. "Hem parasını ödemedim, hem de dergiye zarar vermek istiyorum. Bunun için göndermeyin demiyorum. Zira bize gelen emir böyledir" diyenlerden bizi haberdar ederek dergilerin bu gibilere gönderilmemesini bildirdiler. Böylece kendi haline kalan insanımız dergimizi İslami bir dergidir ve çok şey öğreniyoruz diye abone olup, başkalarına da tavsiye ederken birden 1000'e ulaşan yalnız Avrupa abonesi 150'ye düşüverdi. Burada şu misali vermek ve konuya ışık tutmak istiyoruz. Bir köyün ahalisine demişler ki "Bal, arının pisliğidir". Bu sebeple o köyden hiç kimse bal yemezmiş. İnsan balın nasıl olduğunu bilmezse kendisini bal gibi emsalsiz yiyicekten, gıdadan mahrum eder işte böyle başkalarının akıllarıyla. İnsanımızda bilincin kıtlığı, bilginin yokluğu, kulağına üfürülenlerle hareket etme ve araştırmama, ne denirse yutma hastalığı yapıyor bütün bunları ve bu hastalık da öldürücü oluyor.
Kul hakkı bilmezlerin, zulüm nedir, zalim nedir tanımazların zulmü İktibas'ın da üzerine çöktü. İktibas'ı okuyanları aralarından dışladılar. Toplumlarından attılar, nerede ise tekfir ettiler. Türkiye'nin çeşitli yerlerine yaptığım muhtelif gezilerden birinde dergimizin bir bayiinde rastladığım bir tertemiz genç müslüman okuyucumuzun anlattıkları bu anlattıklarımıza ışık tutucu mahiyetteydi. Almanya'dan izinle memleketine gelen bu okuyucumuz babası ile birlikte yıllardır Almanya'da birlikte kalıyormuş. Bilmem ne cemiyetine mensub olan babası dergimizi okumanın yasak edildiğini, okuyanların "emire itaatsizlikten" cemiyetten tard edildiğini anlatıyor ve kendi başına gelenleri de bize hikaye ediyordu. Saf ve İslam'dan da habersiz olan babasının İktibas'ı okuduğu için bu okuyucumuzu yıllardır birlikte kaldığı evinden kovduğunu, delikanlının ise arkadaşlarıyla birlikte bir başka evde oturmak zorunda kaldığını anlatıyordu.
Gerek mevcut sistemden (Siyasi polisin sık sık ziyaretimize gelmesi(!), "teşkilat" müdahalesi, yayınlanan bazı yazılardan dolayı dergiyi toplatma, gözaltına alınıp "sorgulanma" ve ardından muhtelif işkenceler, hapis ve para cezaları), gerek İslami(!) kesimden gelen boykot, iftira, karalama gibi engellemeler ve gerekse mali zorluklara (SEKA'nın ardarda kağıda yaptığı rekor sayılacak düzeyde zamlar, KDV uygulaması, abonelerin ve bayilerin borçlarını ödememeleri) rağmen yayınlamaya devam ettiğimiz dergimizin başına bu defa da PTT kanalıyla işler gelmeye başladı. Bilhassa 85. sayıdan başlayarak Türkiye'nin her tarafına bayi ve abonelere gönderdiğimiz dergilerin tane tane veya 10'luk, 40'lık ve hatta 160'lık paketleri birden kaybolmaya başladı. PTT'de çalışan belli "çevrelere" mensup bazı memurlar ya poşetin içindeki dergiyi, ya içindeki adresi ya da her ikisini birden ortadan kaldırıyorlardı Allah rızası için. Yalnız bu şekilde birkaç sayıda 10 000 civarında dergi imha edildi. Alternatifi olmayan PTT'nin de bu olanlar konusunda yaptığımız başvuruya ilgisizliğini ve umursamayışını da anlatmaya bilmem gerek var mı?
İşte bu şekilde bazı örümcek kafalı çevreler dergimizi gayr-ı resmi olarak ve de işin garib tarafı Allah rızası için imha ettiler. Bu çevreleri iyi tanırsınız. Çevrenize bakınız, hemen göreceksiniz. Nasıl mı tanıyacaksınız bunları? Birkaç vasıf kafidir: Kesinlikle okumazlar. Asla düşünmezler. Yalnızca içgüdüsel menfaat duyguları gelişmiştir. Birinin eteğine yapışarak ucuz tarafından cennetlik arıyorsanız bunları bulursunuz.
Malum çevrelerin çoğunun belli yerlerden esinlenerek, "bu dergi sapıkmış, büyüklerimizi tanımıyormuş ve benzeri gerekçelerle" dergimizi imha ettikleri ve bundan sevap kazanmayı umduklarını, bu çevreleri kendilerinden daha iyi tanıdığımız için gayet iyi biliyoruz. Allah'ın zavallı kullarını böyle sapıtanlar, kuranlar, bilinçsizce proğramlayıp onun bunun üzerine salanlar başlarında olmak üzere hep beraber helake sürürlenmektedirler.
Biz lokal (kapalı devre) çalışan insanlar olmadığımız için dergimiz de "hizmet için" alınmamaktadır. Okumayacak fakat "hizmet olsun" diye alanlara şayet bilebilirsek vermiyoruz, almasını da istemiyoruz. Bu dergi, cami önlerinde sadaka alabilmek için basılıp fukara çocukların ellerine tutuşturulan dua kitapları ya da benzerleri gibi değildir. Ve hiçbir zaman öyle olmamış, olmayacaktır da. Modası geçiyor şu ne idüğü belirsiz HİZMET'çilerin. Bizim dergimiz hizmet için, kese kağıdı olmak için değil okumak için alınmaktadır. Belki çok "satan" değil ama "okunan" bir dergidir ve okuyanları onu onurla okumaktadır. Keyfiyetini artırmaktadır okuyanlarının.
Dergimizin bütün okuyucuları, hele bilerek, anlayarak okuyanlar görmektedirler ki İktibas buz tutmuş denizde yol alan bir BUZKIRAN gemisi gibidir. Bir yandan buzları kırmakta, diğer yandan ise yol almaktadır. Elbette sürati az olacak, ilerlemesi yavaş olacaktır. Başlangıç böyledir Sünnetullah'da.
Dergi olarak bizi en çok ilgilendiren ve üzerinde titrediğimiz tek husus: "Allah'a ortak koşmadan" doğruları sizlere ulaştırmaktır. O'na ortak koşmadan, O'na inanmanın gereğine tevessül etmektir. Yüce Allah mealen: "Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar" (Kur'an 12/106) buyuruyor.
İktibas, artık belli olmuştur ki kesinlikle seviyeli bir okuyucunun dergisidir. Onda okuduğu hemen her şeyin fikri beslenmesinde payı büyüktür. Özgül ağırlığı fazla yazılarıyla düşünenlerin dergisidir. Okuyanlarını geleceğe hazırlayan dergidir. Okuyucusuna, gerçekler istikametinde tutarlı, zamanında ve eskimeyen siyasi "yorum"larıyla, hadiselere basiretle bakabilmeyi sağlayacak bir bilinç kazandırır ve çevresinde seçkinlik sağlarken, emsalleri arasında herşeyiyle kendine has görüşler de verebilmektedir. Yorumlar, günümüzde cereyan eden olayların tarihte cereyan eden benzerleri gözönünde bulundurularak, ileriye dönük gelişmeleri açıklayıcı olan yazılardır.
"Kavramlar" Türkiye'de ilk olarak daha esaslı bir şekilde ele alınarak delilleriyle açıklığa kavuşturulmaya çalışan, hemen herkesin günlük hayatı için zaruri gördüğümüz, tarif edilmeye muhtaç, kapsamının iyi belirlenmesi gereken ve konulara açıklık getiren yazılardan oluşmaktadır. Herkesin hergün günlük yaşantısında kullandığı, gereğini duyduğu fakat çoğu kez karıştırılan, hudutları belirsiz, iyi tarif edilmemiş, çalakalem bilinen, lakin çok açık olarak bilinmesi gerek konular işlenmektedir kavramlar bölümünü teşkil eden yazılarımızıda. Örneğin insanlar demokrasinin ne olduğunu bilmedikçe neyin demokratik, neyin demokratik olmadığını da bilemezler. Keza fısk, takva, keramet ve diğer tüm kavramlar için de aynı şey geçerlidir. Müslümanlar olarak (teslim olmuş kişiler olarak) tariflerimizi Kur'an'dan ve O'nun Resulü'nden almak zorundayız. Kur'an O'nun yaşadığı gibi yaşanmaya çalışılacaktır. İktibas böyle bir yaşam için yayınlanmaktadır. Bu yaşamı anlamaya, anlatmaya çalışmaktadır.
Yorum ve Kavramlar başlıklı yazılarında olduğu gibi Selam İle, İktibas'a/tan mektuplar ve diğer İktibas imzalı yazılar da izleyenlerine oldukça önemli bilgiler kazandırmaktadır.
İktibas hemen bütün yazılarıyla bir ARŞİV oluşturan, güncelliği geçmeyen yazılardan oluşan, kütüphaneler için vazgeçilmez bir eserdir. Hemen her zaman ondan yararlanmak, tekrar tekrar açıp okumak imkanı vardır.
Daha önce belirttiğim gibi İktibas, satışı çok olan değil, okuyucusu çok olan, ciddi okuyucuları olan bir dergidir. Satışı çok olmak ayrı, okuyucusu çok olmak ayrıdır. Biliyorsunuz bu memlekette en çok basan ve satan gazete ve dergiler vardır. Tirajları yüzbinlercedir. Fakat okunmaz, bakılırlar. Bakılmak ve promosyon (çarşaftan buzdolabına, yemek takımından uçağa kadar) için satın alınırlar. Ki bunların okuyucularının tamamına yakını yüzeysel düzeyde kişilerdir ve hele özelikle bazılarının bakıcıları aklı midesinin de aşağısında bulunanlardan oluşur.
Bir kısım gazete ve dergi de vardır ki keyfiyet taşımaz ve çağının dışında yaşar ve okuyanlarını çağının dışında, geçmiş zamanlarda yaşatmayı herşey sanır. Düşünmediklerinden, herkesin de düşünemeyeceğini sanır ve kalıtsal özellikleriyle belirli zümrelere hitab ederler. Bunlar okunmazlar da yalnızca hizmet için alınırlar. Tirajlarını bu yolla artırırlar. Zaten bu gibilerde keyfiyetten eser bulamazsınız. Çürümüş sakızları çiğner dururlar.
Bazı gazete ve dergiler de vardır ki bunlar elbette fazla tirajlı olamazlar. Fikrin idam edildiği, düşünmeye resmi ve gayr-i resmi engellerin santimetre kareye şu kadarının isabet ettiği bir ortamda akla hitab eden, düşünceye seslenen bu gibi yayınların tirajları zaten fazla olamaz. Bir ülkede fikri seviyenin düşüklüğünün görüntüleridir bu söylediklerimiz. Düşünmenin suç sayılıp cezalandırıldığı, önüne her türden engeller çekildiği ortamlarda düşünebilmek, düşüncelerini geliştirip kamuoyuna açıklamak gerçekten marifettir. Dergi olarak İktibas, herşeye rağmen, bütün engellere, engellemelere rağmen düşünebilenlerin okuduğu bir dergidir. Bilinmelidir ki keyfiyetli 1000 okuyucu, keyfiyetsiz 10 000 dergi alıcısından efdaldir, önemlidir. Zira keyfiyet ciddiliktir, ciddiye alınır. Kemiyyet ise ancak kalabalıklardır. Kalabalıklar ise keyfiyet gerçeğinden birşey ifade etmezler.
İktibas Dergisi, Türkiye'de cinsinin ilk örneklerinden olduğu için, insanların onunla tanışması ve ona alışması hayli güç oldu denilse yeridir. Gerçi bu durum gün geçtikçe kaybolmaya başlıyor ve okuyucusu onu gerçek kimliğiyle tanıyor. İktibas belki üslub farklılığı, sansasyonel olmayışı, renklere, büyük puntolara, manşetlere boğulmamışlığı ile yadırgandı denilebilir. Zira bizim okuyucumuz öteden beri hep sansasyonel dergi ve gazeteciliğe adapte edilmiş, hisleri harekete geçirilmiş, sükunet bize yabancı hale getirilmişti. Bilerek veya bilmeyerek yapılan yayınlar insanımızı büyük puntolarla yazılmayan şeylerin yazılmamış sayılmasına, öyle sanılmasına kadar götürmüştü denilebilir. Bütün bunları bir durum muhakemesi için söylüyor ve bir başka niyet taşımıyoruz. Mutlaka hepsinin kendine ait bir yeri olmuştur, bir önemi bulunmuştur.
Bilindiği gibi Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartlarda ya adı bilinen bir grubun nam ve hesabına ortaya çıkacaksınız ki onlar sizı sahiplensin ve isminizin duyulması, yayılması mümkün olsun ya da bol miktarda para ile reklam yaparak tanınma, bilinme yoluna başvuracaksınız. Bu iki yoldan herhangi biri ile kamuoyuna kendinizi duyurma imkanı bulamamış iseniz kendi kendine ve yavaş yavaş duyulmaya kalmaktadır durum. Ki bu da yılları almakta, bir diğer ifade ile "göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlamakta"dır. Yaradana şükür ki O'nun bize lütfettiği imkanlar sayesinde bütün mali ve diğer sıkıntılara rağmen bugünlere kadar gelebildik. O'nun bize bahşettiği nimetleri yine O'nun yolunda sarfetmekten daha hayırlı bir iş bilmiyoruz.
Dergimiz yayın hayatına atıldığından bugüne dek iki esas üzerine hareket etme kararlığındadır. Bunlardan birincisi kişinin düşünce ve davranışlarında çok önemli yer tutan İslami kavramları Kur'an ışığında belirlemek, ikincisi ise yeryüzünde meydana gelen siyasi olaylardan ve dünya müslümanları ile yeryüzüne hakim olduklarını sanan devletlerin gerçek yönlerinden insanımızı haberdar etmek.
Tevhidi ölçülerde yayınına titizlik gösteren İktibas, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yayın hayatı boyunca bu esası korumaya özen gösterecektir. Şayet günün birinde bu esasın yıpranmasına yönelik bir durumla karşı karşıya gelirse başkalarından önce yayın hayatına kendisi son verecektir. Çünkü müslüman tüm davranışlarında Allah'ın rızasını gözeten kimsedir. Öyleyse tüm yaşantımızda olduğu gibi yayın hayatımızda da bu ilkeye sadık olmalıyız. Ve İnşaallah kalacağız da. Konuşmuş olmak için konuşmak ne kadar abes ise, çıkmış olmak için dergi çıkartmakta o kadar abestir.
Biz taa başından beri bildiğiniz gibi insanları bir kalıba sokmanın peşinde olmadık. Bunu düşünmedik de. Bundan neyi kastettiğimizi de açıklayalım. Biz istiyoruz ki okuyucularımızla kurduğumuz diyalog sonucu öylesi bir hale gelelim ki "eğriyi doğrudan ayırabilen, karşılaştığı görüşleri birbirleriyle ve ana doğrularla mukayese edebilen, sonuçta doğrularda gelip karar kılabilen" bir kişilik oluşsun insanımızda. Bu suretle karşılaştığı sorunları kendisi bizzat çözebilen, problemlerini halledebilen ve doğru bilip, bulduklarını kabullenip davranışlar haline getiren insanlar olalım. Zira en büyük ihtiyacımız keyfiyet ihtiyacıdır, buna muhtacız.
Değinmek istediğim bir hususta reklam alma konusu. İktibas olarak biz bugüne değin hemen hemen pek reklam almadık dense yeridir. Bu hal derginin maliyetlerinin hafiflememesi dezavantajını taşımasına rağmen bir ilke olarak bir bakıma fikir-siyaset dergilerinin reklam almasını pek hoş da bulmadığımızı belirtmek istiyorum. Zira reklam veren müesseselerin gölgesinde bir fikri-siyasi tavır ortaya koyabilmenin güçlüğünü idrak edersiniz. Reklamlara dayanarak yayınını sürdüren bir derginin hele bu dergi sıradan bir dergi değil, özellikleri bulunan fikri-siyasi bir dergi ise- kendini hiç-bir tasallud altında bulundurmaması gerekmektedir.
Derginin bugüne kadar ki yayını sırasında adli makamlarca zaman zaman soruşturmalara maruz kaldık, bunların sonucunda da çeşitli para ve hapis cezalarına uğradık. Bazılarını zikredecek olursak; dergimizin 105. sayısı "Yolumuzdaki esaslar" başlıklı Mehmed Çoban'a ait yazıdan dolayı toplatılmıştı. Adı geçen yazı ile ilgili olarak yazarımız Mehmet Çoban ve ben 2.10.1985 tarihinde Ankara siyasi şubede gözaltına alındık. 11 günlük sorgulamadan sonra Mehmet Çoban tevkif edildi ve ben de sorumlu yayın müdürü olmam münasebeti ile kanun gereği salıverildim. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde TCK 163. maddeden açılan kamu davası 4 ay devam etmiş ve sonuçta yazarımız ve ben 6'şar yıl, 3'er ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmıştık. Yazarımızın mevkufiyetinin devamına kararverilmiş ve benim de sorumlu yayın müdürü olduğum için cezam Basın Kanununun 16. maddesi gereğince paraya çevrilmiş ve toplam o günün parasıyla 648.000. TL. ödemeye mahkum edilmiştim. Yine dergimizde 1986 yılında 115-117. sayılarda yayınladığımız Kelim Sıddıki'ye ait yazıların aradan sekiz ay geçtikten sonra Birleşim Dağıtım tarafından "Evrensel İslam Çağrısı" adı konarak bir kitab haline getirilmesi ve yayınlanması vesilesiyle sorguya çekildik. Yine İskender Erol Evranosoğlu'na ait Risalet Nurları adlı bir kitabı dergide eleştirdiğim için aynı kişi tarafından mahkemeye verildim ve para cezasına çarptırıldım.
12 Eylül'ün zemheri soğuğunda yayına başlayan ve yayınlanmaya başladığında fazlaca bir ciddi yayının bulunmadığı ve herkesin ağzını açmaktan çekindiği o dönemlerde herşeyi açık açık fakat insanların hayrına olarak gördük ve söyledik. Nice dergi ortalık ısındıktan, 12 Eylül'ün çatır çatır soğuğu geçtikten sonra yayına başladı. Bir çoğu da birikimleri bulunmadığından bir süre sonra tükenip gitti, kayboldu. Tıpkı küçük küçük suların, şuradan çıkıp, orada kaybolduğu, denize ulaşamadığı gibi. İktibas ise 13 yıldır yayınını istikrarlı bir biçimde sürdürüyor. Hem de sağa sola sapmadan, zigzag çizmeden ve kınayanların kınamasından (hakaretlerinden, tehditlerinden) çekinmeden.
İktibas çıktığı günden beri düşünenlerin ve düşünceye talip olanların dergisi olmaya azami özen gösterdi. Olayların etkilediği değil olayları etkileyen, gündemi yakalamaya değil gündemi oluşturan, belirleyen olmaya çalıştı. Bilhassa yorum ve kavramlar köşelerinde dile getirdiğimiz görüşler konuşuldu, tartışıldı, üzerinde yazılıp çizildi. Dergi olarak yalnız düşündüklerimizi değil, hangi kesimden ve hangi dünya görüşünden olursa olsun, düşünenlerin düşüncelerini olduğu gibi, üzerinde en ufak bir değişiklik yapmadan okuyucularımıza aktardık. Yayın hayatı boyunca "doğru görüşler kimden sadır olursa olsunlar bizim malımızdır, alır demirbaşımıza kaydediriz. Yanlışlar da kimin olurlarsa olsunlar atar, terkederiz onları" düsturundan hareket ettik.
İktibas Allah'ın izni ile bir yolun açıcısı, o yolu yürüye yürüye genişleten, pekiştiren olarak işlevini sürdürmektedir. 1994 Mayıs'ında Bursa'da yapılan "Kur'an'ı nasıl anlamalıyız" adlı sempozyumda İlahiyatçı profesörlere de söylediğim gibi "ben dinimden yemiyor(kazanmıyor), dinime yediriyor(harcırıyor)um". İktibas tam 12 yıldır benim "yan giderim" olarak varlığını sürdürmektedir. Kazandıklarımızı ailemizin en imtiyazlı çocuğu durumunda bulunan iktibasla birlikte harcıyoruz ve geçinmeye çalışıyoruz. Bütün bunları şikayet olsun diye söylemiyorum. Allah'a şükrediyorum bizi böylesi bir gayret içinde bulundurduğu, güç verdiği ve bunu yapmayı başarabildiğimiz için. Elbette herşey O'na aittir ve bizler O'na aitiz.
İktibas Türkiye'de insanımızı Kur'an'a yönlendiren, Kur'an'ın anlaşılabileceğini ve Allah'ın elçisinin örnek alınabileceğini, alınması gerektiğini sürekli vurgulayan, düşündükçe ve anladıkça hayata geçirmeyi kaçınılmaz gören bir anlayışla Kur'an'ı sürekli okumayı, karıştırmayı, üzerinde düşünmeyi öğütleyen bir dergi olarak herkesin zihinlerindeki yerini almıştır. Mert, net, dosdoğru, açık, insanların veya sistemin levminden çekinmeden, çekinilecek şey (korkulmaya daha layık olan) olarak yalnızca Allah'ı gören bir anlayışla yayınını sürdüren İktibas artık tanınıyor, biliniyor. Fakat yayın hayatı boyunca bir kısmı hariç abone ve bayilerin önemli bir kısmı borçlarını ya vaktinde ya da hiç ödemediler. Dergilerin postada sabotaja uğraması, aylarca geciktirilerek abonelere geç gönderilmesi ve binbir türlü engellemeler yanında insanımızın büyük kısmının bedavacılığı, taahhütlerini zamanında yerine getirmemesi ve sorumsuzluğu gerçekten insanı bunaltacak, sıkıntılara garkedecek boyutlardadır. Biz asla dünyevi olarak bu dergiden kar elde etmeyi düşünmedik. Allah'ın elçilerinin "biz sizlerden buna(tebliğ) karşılık bir ücret istemiyoruz" sözleri bize örneklik teşkil etti, bizi derginin mali masraflarını tarafımızdan karşılamaya yöneltti.
Kim ne derse desin, artık İktibas'ın bugün bir "ekol" adı olarak algılandığını biliyoruz hepimiz. Kur'an'a dönüşün, Kur'an'ı ahlak edinişin, Sünnet'i (Kur'an'ı ahlak edinmek olarak) algılayışın adı olarak kadir kıymet bilenlerce anılacaktır. Herşeyi bilen Rabbimiz Allah biliyor ki, biz Kur'an doğrularından dönmedik, eğilmedik, kavis yapmadık, kıvırmadık. Şunun bunun yaptığı gibi taviz vermedik, laik-demokratik rejimle iç güveysinden hallice olanlar gibi uzlaşmadık. Herhangi bir kişi ile görüşürken olduğu gibi kalabalıklara karşı konuşurken de, Ağır Ceza Mahkemelerinden DGMlerdeki duruşmalarımıza, maruz kaldığımız muhtelif işkencelerden siyasi polisteki ifadelerimize kadar her yerde, insanların levminin (kınamasının) herşeyi bastırdığı yerlerde bile yalnızca Allah'a karşı hesab vereceğimizin hesabı ile, yalnızca O'nun rızasına nail olabilmeyi umarak düşündük, yaşamaya çalıştık, yazdık, söyledik. içinde bulunduğumuz ortamdan etkilenmedik. Bizi sürekli olarak etkileyen yalnızca Allah'ın rızası oldu. Kimileri gibi kalabalıkları razı etmeyi, kimileri gibi rejimi razı etmeyi asla düşünmedik. Sonsuz hamd olsun ki Rabbimiz Allah yolumuzu açtı, bize güç verdi ve keremi ile bizleri bugünlere getirdi. Yalnız O'na sığındık ve yalnız O'ndan yardım diledik ve dileriz.
|