Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Analiz arrow Ercümend Özkan'ın Sünnet Anlayışı
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan'ın Sünnet Anlayışı PDF Yazdır E-posta
Yazar Mehmed Durmuş   

Ercümend Özkan'ın Sünnet konusundaki temel görüşlerini özetleyen bir yazı.

Allah'ın tayin ettiği ecel nihayet buldu ve O'nu da aramızdan aldı götürdü. Bir sene öncesinden, bugünlerde O'nun sünnet anlayışını yazacağımızı bilemezdik. Kendisinin hayatta iken ölenler için söylemeyi adet edindiği ifadesini biz şimdi O'nun adına kullanalım. Allah mağfiret etsin.

Merhum Ercümend Özkan hayatında ilay-ı kelimetullah'ı ilke edinmiş bir büyük insanın adıdır. Kur'an'ı kendine rehber edinmiş ve Kur'an'ın mübelliği Hz. Peygamber (a.s), "üsvet'ül-hasene" olarak kabul etmiş bir mücahidin Peygamber (a.s.)'ın sünnetini nasıl anladığını, bu konuda neler düşündüğünü izaha gayret edeceğiz.

Merhum E. Özkan pek az insana nasip olan bir tutarlılık ve isabetle sünnet konusundaki özel yaklaşımını da fikir ve mücadele hayatının hemen hemen bütün yıllarında aynen sürdürmüştür. Bu, onun düşüncelerinin tutarlılığından kaynaklanan bir özelliktir.

O'nun anlayışına göre Sünnet, Kur'an'ın Hz. Peygamber tarafından pratize edilmesinden başka bir şey değildir. Sünneti böyle anlar, böyle yorumlar(1) O, Kur'an'la -Kur'an'ı tatbik etmesi açısından Peygamberi birbirinden ayırmaz. Çünkü der: "Peygamberin son nefesine kadar görevi Kur'an'ı anlamak ve uygulamak olmuştur."(2)

Ercümend Özkan'ın düşünce yapısında Kur'an'la Sünnet bir bütünlük olmuştur. O'nda Kur'an'ı alıp Peygamberi reddetme eğilimini asla göremezsiniz. O'na göre "Kur'an'ı kabul ederiz ama Peygamber'i saf dışı bırakırız" anlayışı ne akla ne de nakle uygun değildir."(3) Ama şu varki Sünneti Rasulullah'a uymanın birinci şartı Kur'an'a uymaktır. Peygamber'in en önemli Sünneti Kur'an'a uymaktı.(4) Esas kaynak olarak sadece Kur'an'ı kabul etmekle beraber Sünneti dışlamaz, Sünnetsiz bir İslam'ın olabileceğine inanmazdı.

Peygamberin konumu :

Merhum Özkan, Peygamber'in konumunu çok iyi anlamış bir düşünce adamıdır. Yazılarında siyer kitaplarının, Hz. Peygamber'in taa çocukluğundan hatta doğumundan itibaren başlattığı olağanüstü olaylar örgüsü içindeki lahüti peygamber menkıbelerinin izini bulamazsınız. Bilakis sözkonusu merkıbevi peygamber zihniyetinin üstüne kalemini bir kılıç gibi kullanarak gitmiş ve Allah elçisinin hayatını bu anlamsız menkıbelerin karanlığından kurtarmıştır. Yazılarında Allah'ın Kur'an'da tanıttığı gerçek Peygamber kimliğiyle buluşturur bizi. Böylece "Peygamber" kavramı -tabiri caizse süreyya yıldızından yeryüzüne, aramıza iner. Zira bu Peygamber bizim gibi yer, içer, çarşıda gezer, alış-veriş yapar vs. Çünkü Allah böyle tanımlıyor Peygamberlerini. Kısaca E.Özkan'ın eleştirisi haşa Peygambere değil, O'nu bize sunan tarihedir...

Yazılarında Allah'ın, Peygamber'ine kitap nedir iman nedir bilmez iken öğretmesi (Şura/52): "Ne yapacağını bilmez iken doğru yolu göstermiş olması" (93/2) gibi ayetleri sıksık hatırlatır. Peygamberler birer masal kahramanı olmayıp gerçek kahramandırlar.(6) Peygamberlerin de bizler gibi normal beşer olduklarını ısrarla vurgular. Peygamber sadece Allah'ın kendisine gönderdiği vahiy konusunda korunmuştur. Bundan ötesinde bizden farkı yoktur. Eğer bizim gibi olmayıp bize benzemeyen bir kimliğe sahip olsaydı, bu hiç bir zaman O'nun gibi olamayacağımız anlamına gelirdi. Dolayısıyla, yaptıklarını yapamayacağımız, gittiği yoldan gidemeyeceğimiz bir peygamberi Allah'ın bize örnek göstermesi, erişilmeze erişilmeyi emretmesi olurdu ki bu da zulüm olurdu. Allah ise zulümden münezzehtir.(7)

Ercümend Özkan'ın Sünneti doğru tesbiti ve doğru yorumlayışı, ilk başta Peygamber'i doğru (sahih) bir konumda görmesi sayesindedir. Yani onun metodunun bir gereğidir bu. Der ki, "Elçi görevi alandır, görevlendirilendir, görevlendiren değil." Böyle olunca Elçi'nin bütün mükellefiyeti, görevi aldığı makama, Zat'a karşıdır.(8) Elçiler cesurdurlar ama insanüstü değillerdir. Ne yazık ki insanlar elçilerin normal birer beşer oluşlarını anlamakta/kavramakta zorlanmışlardır. Müslümanlar bile Peygamberlerde insanüstü vasıflar aramışlar, bulamayınca da efsanelerle esatir kahramanlarına dönüştürmüşlerdir.(9)

O, Peygamber'i normal bir beşer gibi yorumlamakla beraber, Peygamber'i sadece bir postacı gibi değerlendiren anlayışa da asla prim vermez. Peygamber elbette ki Şari değildir. Yani din koymaz. Dini koyan yalnızca Allah'dır. Fakat bir postacıdan farklı olarak peygamber Rabbinden getirdiği mesajı okur, anlar, anlatır ve buna göre yaşar. "Peygamber'in yaptığından emin olduğumuz Kur'an çıkışlı herhangi bir iş ile de kendimizi bağlı görüyoruz" diyerek biraz daha net mesajlar vermektedir.(10)

Usvetül Hasene

"Usvetül hasene" deyimi Ahzap suresinin 21. ayetinde kullanılmaktadır. Yüce Allah Ümmet için Peygamber'i güzel bir örnek olarak takdim etmektedir. Ecümend Bey de Allah Rasulü'nü "güzel bir örnek" kabul edenlerdendir. Bu güzel örneğe inandığını, hem de hiç bir zaman gözü önünden ayırmayacağını ilan eden Özkan bu inancına çok ciddi bir yemin de ediyor:

"Allah adına yemin ederiz, Allah şahidimizdir, sizler de şahit olunuz. O'nu örnek olarak görmeyenleri de biz görmeyeceğiz, önemsemiyoruz, önemsemiyeceğiz. Sözümüzün Özübudur!"(11)

Güzel örneği E. Özkan nasıl anlıyor, şimdi onu izah etmeye çalışalım. Sünnet Kur'an'ın pratize edilmiş şekli olduğuna göre, namazı Peygamber nasıl kıldı ise öyle kılmamız gerekir. Bu konuda O'ndan geri kalmamız mümkün olmadığı gibi, O'nu geçmemiz de mümkün değildir. Yani Sayın Özkan'a göre hiç bir dinde o dinin Peygamberinden daha iyi dindar olunamaz. Rasulullah'ın bir takva kılavuzu olduğunu önemle vurgulayan Özkan, konuyu şöyle izah ediyor:

"Her şeye bir baz gerekirse -ki gerektiği, dünyada geçerli her şeyde görülmektedir- iyi müslümanlığa da bir baz gerekmektedir. Ki o da Rasulullah'dır. Kimsenin O'ndan daha iyi müslüman olması beklenmemektedir. Kimsenin Allah korkusunda O'nu geçmesi istenmediği gibi amellerinin sahihliği konusunda da kimsenin O'nu geçmesi talep olunmamıştır. O bir bazdır. Örnek tip olarak O alınacaktır. İslam O'nun yaşadığı gibi yaşanmaya çalışılacaktır."(12)

Sünnetin ne olduğunun tesbiti

Yukardan beri yazdıklarımızda sünnetin sınır ve çerçevesini bilmeyenlerce bir paradoks varmış gibi algılanabilir. Ama böyle bir paradoks söz konusu değildir. Zira Ercümend Bey Sünnet deyince Allah Resulü'nün entari giymesini, sarığını ya da sakal bırakmasını v.b anlamamaktadır.(13) Aksine Sünnet'i Peygamber'in İslamı bir din olarak, neyi nasıl anladığı, neyi nasıl uyguladığı olarak değerlendirir. "... diyoruz ki, Peygamberimiz Rasullullah olarak akide ve amel konularında neyi nasıl anlamış ve uygulamış ise, dinden birşey olarak bize birşey bildirmiş ise bizler de onun o konudaki anlayışını kavramaya, meselelere aynı açıdan bakabilmeye çalışalım."(14)

Ercümend Bey'in İKTİBAS dergisindeki okuyucularla olan diyaloğu malumdur. Bu sayfalar onun düşüncelerinin harmanlandığı yerdir. İşte bu zevkle takip edilen köşede 1990 yılında bir okuyucunun kendisine "Hep Kur'an ve Sünnet dersiniz, ama ben sizin Sünnetten ne anladığınızı hala anlayamadım..." diye sorması üzerine verdiği cevap şöyledir: "Peygamber'in Kur'an'dan anladıkları ve uyguladıklarıdır..." Cevabını ileriki bölümlerinde neyin sünnet olduğunu ve hadisle sünnetin birbirine karıştırıldığını örneklerle açıklar(15)

Merhum Özkan'ın sünnet anlayışını bazı tasniflere tabii tutmak mümkündür. Bunlar kaba çizgilerle şöylece özetlenebilir:

a) Rasulullah'ın dinin gereği bir işi işlemesi. b) İnsan olması hasebiyle işleyebileceği doğal bir iş. c) Kavmi, iklimsel ya da geleneklerin (örfün) icabı işlediği/onayladığı davranışlar.(16) Bu bağlamda Rasulullah'ın giydiği entari diyebileceğimiz giysi üzerinde durur. Buna göre, bu kıyafeti Arabistan iklimi belirlemiştir. Rasulullah, Bi'set'ten önce bu kıyafeti giydiği gibi, Bi'set'ten sonra da giymiştir. Peygamberlikten sonra "Biz artık müslüman olduk, müslüman olmayanlar gibi giyinmeye devam etmeyelim." dediği vaki değildir(17)

Evet, "Sünneti Rasulullah'sız bir İslam olmaz" diyor Ercümend Bey. Bununla beraber sünnetin iyi tesbit edilmesi gereğine inanıyor. İslam, "eyyühel Arap" diyen bir din değil ki Arap toplumunun kıyafeti bütün müslümanları bağlayıcı olsun. Bilakis İslam "eyyühennas!" diyen bir dindir. Sonuç itibariyle bir dinin gerekleri bir kavmin örfünden oluşamaz.(18)

Ercümend Özkan, din koyucunun Allah olduğuna, Peygamberin Kur'an'a benzer ve Kur'an'dan fazla bir teşride asla bulunamayacağına inanmaktadır. Bu konuda esprili bir örnek de vermektedir:

Allah Kur'an'da zina edene yüz değnek vurulmasını emretmiştir diyor ve ekliyor: "Bize intikal eden bilgilere göre Allah'ın vur dediğini Allah'ın elçisi öldürüyor..." Yani bir olay olmuş, bugün Kur'an'dan daha mütevatir bir hale gelmiş. Kur'an'ı bilmeyenler recmi biliyorlar.(19) "Bizim inancımız odur ki" diyor, "Peygamber Allah'ın elçisidir. Allah elçisi demek, O'nun ne yaratmada ne de hüküm koymada ortağı demektir. Allah, yaptığı, yapacağı işlerde kimseye sormaz, kimsenin tasvibini almaz. Peygamber, örtü ve içkinin yasaklanması gibi konularda Allah'ın emrini beklemekten başka bir şey yapmamıştı.(20)

Bir elçi olarak Hz. Muhammed'in (a.s) yanılmasının elbette nümkün olduğu üzerinde durur E. Özkan. Yanılma karşısında Allah'ın, elçisini nasıl düzelttiğini uzun uzadıya açıklar.(21) Bu tartışmalar, onun geleneksel anlayışla olan farkının nirengi noktalarıdır.

Hadis ve hadis tenkidi

Ercümend Özkan Bey'in Sünnetle ilgili düşüncesinde, sünnetle hadisi birbirinden ayırması önemli bir yaklaşımdır. Anlayışına göre, Sünnet Hz. Peygamber'in Kur'an'ı tatbiki iken; hadis Peygamber'in yaptığı ve söylediği değil yaptığı ve söylediği söylenen sözlerdir. Bundan dolayı hadisler zann ifade ederler. İsabet edeni olmakla beraber, genel anlamda zanni olduğu için kesin bilgi ifade etmezler. Bu yaklaşımı hemen her fırsatta dikkatlere sunmak ister.

Rasulullah'ın ısrarla, kendi sözlerini yazdırmaktan kaçındığı üzerinde durur. Çünkü O, kendi sözlerinin Kur'an ayetleriyle karıştırılmasından tedirginlik duyuyordu(22) Allah Rasulü, Kur'an'ın tek kaynak olarak algılanmasına olanca gücünü harcamıştır. O, Allah'ın Kitabı'nın önüne hiç bir şey kendi sözleri de dahil geçirmemişken, sonra gelenler, Rasul'ün sözlerini Allah'ın sözlerini perdelemekte kullanmışlardır. Ne zaman bir ayet okusanız, hemen hadis denen bir söz ile karşınıza çıkılmaktadır. Aslında Rasulullah, Kur'an ayetlerini izah zımmında şeyler söylemiş olmakla, bu sözlerinin ise kesinlikle Kur'an'la bütünlük arzetmesi gerekmekle beraber bugün vakıa böyle değildir. Hadisler başka şey söylüyor, Kur'an başka şey söylüyor. işte bunlar, Ercümend Bey'in, Hadis kritiğine ait özlü yaklaşımlarıdır(23)

Kur'an sübutu açısından kesinlik ifade eder. Peygamber'in sözleri olduğu söylenen sözler ise zann ifade ederler. Bir vakıa olarak hadis kitaplarımız bu hadislerle doludur. O halde ne yapmalı, bunları tamamen yok saymalı, kaldırıp atmalı mı, yoksa bunlardan mümkün mertebe yararlanılmalı mı? İşte nerhum Özkan'ın bu soru karşısında seçeneği ikinci şıktır. Yani hadislerden yararlanmalıdır. O, hadis kitaplarının lüzumsuz olmadığını kabul eder. Fakat bu bağlamda yapılacak şey, bu hadisleri Allah'ın Kitabı ile karşılaştırıp doğrusunu eğrisini birbirinden ayırmaktır. İlaveten tarihi gerçeklerle ve eşyanın tabiatını gözönüne alarak bu hadislerin sağlaması yapılabilir.

Burada bir önemli noktaya dikkat çekmekte fayda var diye inanıyorum. Ercümend Özkan Bey (Allah mağfiret etsin), bazen bilmemekten, bazen de kasıtlı olarak, hadisleri ve sünneti tamamen reddeden bir hadis münkiri olarak tanıtılmak istenmiştir. Halbuki kesinlikle böyle birtavrının olmadığını biliyoruz. Bazılarından bunu okumak mümkündür. Bir zamanlar böyle bir düşüncedeydi de sonra değiştirdi gibi bir itiraz da mümkün değildir, çünkü baştada söylediğimiz gibi İKTİBAS dergisinin ilk sayısıyla ölmeden önceki son sayısındaki (sünnetle/hadisle ilgili) kanaatleri aynıdır. Dileyen herkes dergilere müracaat ederek bu gerçeği yerinde görebilirler.

O der ki, nasıl ki imam Buhari ve Müslim vb. kişiler yüz binlerce hadisi derleyip tenkidden geçirmişler, bu tenkid ettikleri hadisleri kitaplarına almamışlarsa -ki almadıkları hadisler aldıklarının yaklaşık yüz katıdır- bizim de ve kıyamete kadar yaşayacak Allah'ın bütün kullarının da bu tenkid hakkına sahip olduğunu savunur.(25) Yani, hadisler metin tenkidinden geçmedikleri gibi, sened tenkidini de bizzat hadis imamları yapmışlardır. Eğer hadis tenkidi yapmak kötü olsaydı bu fiili ilk olarak o imamların işlediğini düşünmemiz elzem olurdu, demektir.(26)

Yukarıda da değindiğimiz gibi hadislerin Kur'an'a arzı konusunda önemle durur Ercümend Bey. Bu konuda verdiği örneklerden birini naklederek bu mevzuya son vermeyi düşünüyoruz. Allah, kitabı'nda, "Biz, mü'minlerin canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın aldık" (Tevbe/111) buyurmaktadır. Yani bu ayete göre Cennete girebilmenin, günahların affedilmesinin bir tek yolu vardır: malından ve canından Allah yolunda vazgeçebilmek! Fakat gelin görün ki bu ayeti tekzib eden bir hayli hadisle(!) karşı karşıyayız. Mesela diyor ki, falanca namazın ilk rekatında kafirun, ikinci rekatında ihlas suresini okuyarak kılan kişinin denizlerin köpüğü kadar günahları olsa da affedilir.(27)

Öyleyse, yukardaki ayet baz alınarak bu tür hadislerin gerçek olamayacağı, daha doğrusu Allah Rasulü'ne ait olamayacağı rahatlıkla söylenebilir,

Vahy-i gayri metlüv var mıdır?

Sünnet tartışmasının önemli köşe taşlarından biri de şüphesiz vahy-i gayri metluv iddiasıdır. Yani Allah Rasulü'nün, kendisine gelen Kur'an ayetleri dışında bütün söz, fiil ve tasviblerinin vahiy ürünü olduğu, daha doğrusu vahye dayandığı, O'nun vahiy dışında bir söz söylemesinin mümkün olmadığı iddia edilmektedir. Bu iddiayı desteklemek için en çok kullanılan (ne yazık ki istismar edilen) ayet, Necm suresinin 3-4. ayetidir. Bu ayette "O hevasından konuşmaz, O'nun konuştuğu ancak vahyedilmiş bir vahiydir" buyurulmaktadır. Bu ifade yanlış anlamlandırılarak Peygamber'in bütün sözlerinin vahye dayalı olduğu sanılmaktadır. Buna göre "karnım aç" demesi bile vahiy olmuş oluyor ki bu batıl bir anlayış olur. Halbuki bu ayetle Allah Rasulü'nün okuduğu sözlerin Allah'dan gelen vahiy olduğu anlatılmak istenmektedir.

İşte bu mevzuda da E. Özkan'ın anlayışı gayet net, açık ve pürüzsüzdür. O, Hz. Peygamber'e Kur'an dışında herhangi bir vahiy inmediğine inanır. Sünneti vahiy olarak kabul etmez. Vahyin sadece Kur'an olduğuna, Kur'an dışında Peygamber'e birşey gelmediğine inanır. Bu, aynı zamanda, Peygamber'in bir insan olduğu anlayışı ile temellendirilecek düşüncedir. Biz de bir insan olarak Peygamber'i rahatlıkla örnek edinebileceksek Peygamber'in, kendisine gelen Kur'an vahyi dışında bizden bir farkının bulunmaması gerekir. Aksi takdirde geçerli bir mazeretimiz olurdu ve Peygamber bizim için "usve-i hasene" olarak takdim edilemezdi.(28)

Ercümend Bey, Kureyşliler'in Allah'ın elçilerini göklere çıkıp gelen, melekleri karşılarına dikmesini isteyen kişilikler olarak gördükleri gibi, daha sonraki nesillerin de aynı kanaati sürdürerek her sözü vahiy olan bir Peygamber tipi görmek istediklerini belirtir.(29) Halbuki "bir beşerelçi" olan Peygamber adına normal olan, Kur'an'ın dışındaki söz ve davranışlarının da beşeri, insani olmasıdır. Bu Peygamber'in, Peygamberlikten önce kırk yıllık tamamen beşeri düzeyde seyreden bir yaşamı söz konusudur. Aynı seyir (yani yaşamının beşeri olan kısmı) peygamberlikten sonra da devam etmiştir.

Hadislerin dindeki yeri

Ercümend Özkan'ın düşünce sisteminde hadislere yer olmadığını zannedenler gerçeğe dayanmıyorlar. Kimileri "öyle diyorlar" diyerek onun hakkında yanlış kanaatlerini sürdürmüşlerdir. "Oysa" diyor Ercümend Bey, "bu dünyada hiç bir mahkeme 'öyle diyorlar' tarzındaki bir ifadeyi delil kabul etmediği gibi, Rabbimizin ahirette kuracağı mahkemede de böylesi bir ifade kabul edilmeyecektir."(30)

Hadislerin sened ve metin açısından tenkidine ilişkin görüşlerini yukarıda özetledik. Bu şekilde tenkid süzgecinden geçen hadisler onun kabulüdür. Şöyle demektedir: "Namazın erkanı ile ve daha bazı mütevatiren bize kadar intikal etmiş rivayetler elbette tealluk ettikleri konularda amellerimizin tereddütsüz ölçüsü olmaktadır ve olacaktır."(31)

Amellerimizde hadislerin yeri bu şekildedir. İtikad konusuna gelince, Ercümend Özkan'a göre hadislerin bu alanda delil olması kesinlikle mümkün değildir. Nedenine gelince, hadisler ahad haber olup, sonuç itibariyle zann ifade ederler. itikadda ise zanna asla yer yoktur. İtikadda Kur'an dışında bir kaynak kabul edilemez.(32)

İslam düşünce platformunda yaratılış, mehdi-mesih-deccal, kıyamet, ahiret, kabir hayatı, cennetin-cehennemin vasfı gibi İstikbale ait tüm haber ve yorumlara baktığımızda bütün bu haber ve yorumların Kur'an'a değil de hadislere dayandığını üzelerek görmekteyiz. Yani Allah'ın söylemediği bir şeyi hadisler bize bildirmektedir! Bu da bize Sayın Özkan'ın yaklaşımındaki haklılık payının büyüklüğünü ispatlamaktadır.

İtikadda zerre kadar zanna yer olmaması şu anlama gelir. Örneğin öldükten sonra dirilmeye binde dokuzyüz doksan dokuz inanmak, binde bir bile olsa bir şüphe bulunduğunu gösterir ki bu da o İtikadı batıl kılar.(33) Eğer Kur'an'ın bildirdiği kadarına inanılmazsa hadisler bizi gerçeğe dayanmayan bir inanca sahip kılabilir.

Sonuç

Ercümend Özkan'ın parlak düşüncesinde "Sünnet" olayı ifrattan ve tefritten uzak bir şekilde, vasat düzeyde yerini alır. İslam'a sadece gönlünü değil, malını, mülkünü ve canını veren bir insan olarak E. Özkan Peygamber'i ve dindeki yerini Kur'an'a uygun biçimde, gerçek anlamda anlamıştır. Kendi hayatını da bu çizgiden hiç bir güç, hiç bir kaygı, hiç bir cezbedici faktör saptıramamıştır. O, Allah'dan başka din koyucu tanımaz. Ama Peygambersiz bir İslam'ı da asla düşünmemektedir.

"Sadaka-i Cariye" olarak geride bıraktığı ve çok sevdiği dergisi İKTİBAS'ın hemen her sayısında mutlaka Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sahih sünnetine çağrı ifadelerini bulabilirsiniz. Ama şu var ki, hadis adına bir takım hurafeleri benimsediği asla görülmez. İnancını Kur'an gibi bir urvetül vüska'ya dayandırmıştır. Sadece itikad değil elbette, bütün görüş ve davranışlarında esas olarak Kur'an'ı almıştır O.

Ercümend Özkan'ın say-u gayreti yeryüzünde insanların hayatına İslam'ın hakim olmasıydı. Özellikle İslam'ın tebliği, toplumda İslamın hakim duruma gelmesi için verilecek mücadelede Kur'an ilkelerine ve bu ilkelerin pratiği olan sünneti Rasulullah'a mutlak surette bağlıydı. insanların tenkidinden, kınamasından, yalnız bırakmalarından zerre kadar gocunmuyordu. O zora talip oluyordu. Ama Allah'ın rızasının burada olduğuna kesin inanmıştı. Bu yüzden birtakım dini partilerle, cemaatlerle, derneklerle arasının barışık olmadığı herkesin malumudur.

Ama şu var ki, Hz. Peygamberin kılık-kıyafetini, İftar açma biçimini bir sünnet edasıyla takip etmeye çok özen gösteren insanların, aynı Peygamber'in Kur'an'ı tebliğ edişindeki sünnetine gelince bin dereden bin su getirmeleri tutarlılık değildir. Sırf Allah'ın çizdiği ve Rasulü'nün gittiği yoldan (Sünnet) sapmadığı için Ercümend Özkan ve onun gibi düşünenler marjinal sayılamaz. Usvetül hasene bunu gerektiriyorsa böyle olunmalıdır.

Her şeyin en doğrusunu bilen Allah'dır.

(1) Aylık Dergi, Ehli Sünnet Özet Sayısı, Ercümend Özkanla Röportaj, s.455.

(2) Ercümend Özkan, inanmak ve Yaşamak, Anlam Yay. Ank-1995, s.61

(3) a.g.e s. 61

(4) a.g.e. s. 63

(5) İktibas Dergisi, C. 9, S. 150, s. 59.

(6) İnanmak Yaşamak s. 66

(7) a.g.e. s. 72

(8) a.g.e. s. 39

(9) a.g.e. s. 45

(10) İktibas Dergisi, C. 9, S. 150, s. 60

(11) a.g.e. s. 61

(12) İktibas Dergisi, C. I, II, III Cilt Fihristi (1981-82-83), s. 2

(13) Aylık Dergi, s. 452

(14) İktibas Dergisi, C. 2, S. 42 s. 6

(15) İktibas Dergisi, C. 8, S. 136, s. 64

(16) Aylık Dergi, s. 452

(17) Aylık Dergi, s. 452/ Soruşturma Kur'an ve Sünnet, Sor Yay. İst. 1987, s. 89

İktibas, Cilt 7, S. 124, s. 47

(18) Soruşturma, s. 90

(19) Soruşturma, s. 92, İktibas, Cilt 7, S. 125, s. 48

(20) İktibas, Cilt 7, S. 125, s. 48

(21) İktibas, Cilt 8, S. 133, 134,135 Kavramlar

(22) İktibas, Cilt 7, S. 127, s. 46

(23) İktibas, Cilt 7, S. 125, s. 46

(24) İktibas, Cilt 7, S. 125, s. 46

(25) İnanmak Yaşamak s. 56-57

(26) İktibas, Cilt 9, S. 146, s. 60

(27) İnanmak Yaşamak s. 58

(28) a.g.e. s. 67

(29) İktibas, Cilt 11, S. 174, s. 63-65

(30) İktibas, Cilt 8, S. 136, s. 63

(31) İnanmak Yaşamak s. 57

(32) a.g.e. s. 70

(33) a.g.e. s. 126


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >