Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Anılar arrow Öğretmenlik Dönemi
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Öğretmenlik Dönemi PDF Yazdır E-posta
Yazar Mukaddes Özkan   

Hayatındaki her şey gibi askerlik de aniden gelip yakasına yapışmıştı. Ankara Hukuk'ta talebe idi ve o sene tecil imkanını kaybet­mişti. O yıllarda öğretmen azlığından dolayı isteyen askerlik görevini bu mesleği seçerek yapabiliyordu. Böylece Uşak'ın Karahalli köyünde eğitimciliğe başladı. O şimdiki gibi ansızın gitmişti ve ben şaşkın, hazırlıksız kalakalmıştım. Basın Haber Ajansını evin bir bölümüne taşıdım ve çalışmaya başladım. O zamanlar Fen Fakültesi'nde talebe olan erkek kardeşim bana yardım ediyordu. Aboneler için kupür derlemeye başlamıştım. O güne kadar işle ilgim olmadığından işin içinden çıkamıyordum ve çıldırmak üzereydim...

Günlerce birikmiş gazete vardı ve bir yerden başlamak zorundaydım. Gazeteleri okumakla işe başladım; kimlere, nelerin gide­ceğini işaretledim ve kestik. Sonra düzen­ledik. Bir de baktım ki hiçbirinin üzerinde ta­rih ve gazetenin ismi yok. Keserken yazmayı unutmuşum. Bu arada yanımızda çalışan me­murlardan biri uğramıştı. Hep birlikte bütün gazeteleri ortalığa serip, kesik parçaları 'yerle­rine' oturtmaya uğraşıyor, böylece de tarih ve gazete ismi bulmaya çalışıyorduk. Delinin pösteki saydığı gibi bir şeydi yaptığımız.

Birden sokak kapısının açıldığını duyduk. Dönüp baktığımızda patron karşımızdaydı. Olacakları tahmin ettiği için Karahallı'dan çıkıp gelmişti. Halimizi görünce "Ben biliyor­dum böyle olacağını, Allah'ım aklıma sahip ol" diyerek gazetelerin başına geçti. Parçaları yazı karakterlerinden ve kağıtların cinslerin­den tanıyarak ait oldukları yerlere yerleştirdi. Bu arada ben de neyin nasıl olacağını anla­mıştım.

Hafta sonu tatilinden yararlanıp gel­mişti, bir gün kalıp gitti. Ondan sonra ben ajansta, o Karahallı'da bir koca kış geçirdik.

O, kaldığı köyde öğretmen olmadı, oranın muhtarı oldu, sağlıkçısı oldu, imamı oldu (bugünkü anlamda imam değil tabi ki...) Velhasıl karanlıktaki köyü aydınlığa çıkarmaya çalıştı. İki anlamda aydınlığa...

Elektriği ve telefonu yoktu köyün, An­kara'da ilgili bakanlıkla irtibat kurdu, köylülerle çalışarak direkler diktiler, yar­dım alarak organize bir çalışmayla Kara­hallı-Uşak arası yol yapıldı, elektrik gel­di, telefon bağlandı. Bütün bunlar burada anlattığım kadar kolay olmadı tabiki.

Yemek kültürünü de oraya taşıdı her gittiği yere olduğu gibi. Mucur mantısını, bulgur çorbasını bizi tanıyan herkes bilir.

Çok sevip saydığı birisi vardı Karahal­lı'da. Epey yaşlı, evden dışarı çıkmayı kendisine yasaklamış bir zatı muhterem. Şapka devriminden sonra bu boykota baş­lamış ve yürümemekten dolayı da ayaklarının üzerinde duramaz hale gelmiş, adeta felç gibi bir durum çıkmış ortaya. Onu hergün yürümeye, gün ışığına çı­karmaya ikna etmişti. Yavaş yavaş ayaklarının açılması, dizlerine derman gelmesi herkese bir sevinç vesilesi olmuştu o zaman. Allah ikisini de rahmetinden yok­sun etmez inşaallah.

Ertesi sene göreve Ankara Mamak'da bir ilkokulda devam etti. Her gün gidip geliyordu. Çocuklara din dersinde farzlar­dan bahsetmiş, ertesi gün gittiğinde kız talebeleri sınıfta başörtülü bulmuş. Bu onun çok hoşuna gitmişti. Fakat başöğret­menin şikayeti ile mahkemelik oldu. Suçu çocukları yoldan çıkarmaktı. Bu arada bir de 10 Kasım'a katılmamak gibi bir büyük suç işlemişti. Mahkeme sürdü gitti...

Daha sonra arandığı aylarda basına resim ve bilgi veren ilk zat-ı şahane idi o başöğretmen.

Ani gidişlere hazır olmamız dileğiyle Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.

İktibas, Temmuz 1995.

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy