Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Ağabey...
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Ağabey... PDF Yazdır E-posta
Yazar Osman Dindarzade   

Yıl 1990, Mardin yarı açık cezaevinde çeşitli suçlardan içeri düşmüş müslümanlar olarak bize biçilen cezayı infaz ediyoruz. Pazar bizim ziyaret günümüz. Hemen her pazar dışırıdaki kardeşler ziyarete gelir, meselelerimizi konuşur, gündemdeki konular hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuruz. Yine böyle bir Pazar günü Mardinli müslümanlar üzerinde emeği olan nüktedanlığı ile meşhur bir ağabeyimiz erken saatlerde ziyarete geldi ve Ercümend Ağabey'in az sonra buraya geleceğini söyledi. Doğrusu bu habere gerek ben gerekse diğer mahpus kardeşler çok sevinmiştik. Kur'an İslamı'nı kendisine referans kabul etmiş, okuyucuya verdiği cevaplarda kırıcı da olsa samimi ifadelerde bulunan diyalogdan ve akletmekten yana olan derginin babası (İktibas için 'O benim oğlum' derdi) ile cismen tanışacaktık. Mahpus kardeşlerle hemen hazırliğa başladık. Kilimleri, yastıklan dış bahçeye kimseden rahatsız olamayacağımız ücra bir yere seripdöşedik. Meydancıya da Ercümend Ağabey'in gelişinden yarım saat sonra çaylarımızı getirmesini tembihledik. Kısacası, oturumumuzun süküneti dağılmasın diye gerekli tüm tedbirleri aldık. Heyacanla O'nun gelişini bekledik. Az sonra üzerinde şık bir takım elbise, elbiseye uygun keza şık bir kravat ve elinde mahfazası üstünde İktibas yazılı fotoğraf makinesiyle Ercümend Ağabey, kalbi yakınlığımın olduğu Mardinli bir kardeş ve Ercümend Ağabey'in yakın bir çalışma arkadaşı nizamiye kapısından içeri girdiler. Kalkıp onlara doğru yürüdüm. Yaklaşınca "Ben Osman Dindarzade" dedim. Tebessüm ederek "şu uzun mektupları yazan kişi" dedi. Evet anlamında kafamı hafifçe öne eğdim. Kucaklaştık. Oturan arkadaşlara doğru yürürken "Soru sormasını bilen birisin. Dergide sorularına verdiğim cevabı ileride basmayı düşündüğüm kitabımda kullanacağım" dedi. İltifatına teşekkür ettim. "Ağabey sıhhatiniz nasıl? Siz onu söyleyin" (Ziyaretimize gelişi rahatsızlığı nedeniyle bir süre derginin çıkmadığı dönemdeydi) dedim. "İyiyim, enerji doluyum. Bizi çarpan şeyhin aküsü fazla kuvvetli değildi" deyince güldüm. "Ağabey yine onlarla uğraşacak mısınız?" soruma "Her zaman uğraşacağım. Arı duru İslamı insanlara anlatmak görevimiz değil mi?" şeklinde cevap verdi. Bu cevap O'nun doğru bildiğinden şaşmama özelliğini de te'yid ediyordu. Nihayet arkadaşların yanına vardık. Oturur oturmaz bir sigara yaktı. Kendimde kullandığım için sigara içişi dikkatimi çekti. Sigarayı ağzında adeta hırpalıyordu. Zavallı sigara dile gelseydi "Yeter beni yediğin" diye feryad edecekti.

Yaklaşık 3 saat süren görüşmemizde O'na çeşitli konularda sorular soruldu. O'da bıkkınlık göstermeksizin net ve kesin ifadelerle görüşlerini söyledi. Sakal, sarık sünnet mi değil mi? konusu tartışılırken arkadaşlardan biri sıcaktan korunmak için mendiliyle başını örtünce o taşı gediğine koydu: "İşte bu iklimin sünneti"... Gülüştük. Kadınların başörtüsüne neden bu kadar havlandığı sorulduğunda "Kendi kuyularını kazıyorlar. Üstümüze ne kadar gelirlerse o kadar fazla gelişeceğiz" dedi. Arkadaşlardan biri de Di1ipak'ın şu sözünü aktardı: "Üstümüze üstümüze gelirlerse dikey, görmezlikten gelirlerse yatay olarak gelişeceğiz. Yani bizden kurtuluşları yok"... O nedense bu söz karşısında "Hüner rahat ve geniş zamanlarda değil, zemheri soğuğunda konuşmak ve yaşamaktır" dedi.

Vedalaşırken karşılıklı dua talebinde bulunduk. Tahliye sonrası kendilerini ziyaret edeceğimi belirttim. Tahliyem sonrası rötarlıda olsa ziyaretine gittim. İki şeyden ötürü biraz üzgündü. Biri müslümanların çıkardığı bir dergide ona gerçekten de çok çirkin bir uslupla saldırılması, diğeride bürosuna bomba konulması... Bombanın patlamadan etkisiz hale getirilmesine "sevinmelisiniz" dediğimde "öyle öyle" dedi. Kuracağını söylediği İslam Partisi'ni bir de O'nun ağzından dinlemek istediğimi belirttim. Bana adeta uzun bir brifing verdi. Ankara'yı biraz dolaşmak istediğimi söyledim. Meşhur Düldülü ile Ankara'yı turladık. Ankara kalesinde bir süre dinlendik. Biriki fıkra anlattım. Bayağı güldü. Akşama doğru evinin müsait olmadığını belirterek beni bir öğrenci evine götürdü. İlk kez düzenli tertipli bir öğrenci evini orada gördüm. Bu, herhalde O'na yakın olmanın bir tezahürüydü. Geceyi orada geçirdikten sonra ertesi sabah bürosuna gittim. Bu görüşmemizin son görüşme olduğunu nereden bilebilirdim?...

"Biz Allah'tan geldik. Tekrar O'na dönücüleriz." (2/156)


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >