Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Özkan Diye Biri
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan Diye Biri PDF Yazdır E-posta
Yazar Mehmet Eker   

Söze böyle tuhaf bir başlıkla başlamamı garip karşılayabilirsiniz (Çünkü bu tür ifadeler genellikle olumsuz bir kanaat bildirir). Niye bu şekilde başladığımı soracak olursanız kısaca anlatayım. Benim Ercümend Özkan ismini ilk defa duymam böyle bir ifade ile oldu. Yıllar önce, İslam adına fazla birşey bilmediğim, bazı şeyleri sorgulamaya, araştırmaya yeni başladığım bir dönemde bir kişi ile İslami bir konuda konuşuyorduk, sorduğum sorulara tatmin edici cevaplar alamadığımdan bir türlü ikna olmuyordum. Konuştuğum 3 kişi bir ara, bu konuda şöyle şöyle de söylüyorlar ama bence çok saçma sapan şeyler dedi. Dediklerini bir düşündüm bana hiç de saçma gelmedi ve sordum, bunu kim söylüyor? O da Ercümend Özkan diye biri şeklinde cevap verdi, tabi ben arkasından sormaya devam ettim; kimdir, necidir, ne yapar, ne eder derken İktibas dergisi ismini de duymuş oldum. Boşuna dememişler reklamın iyisi kötüsü olmaz diye.

Bu olaydan sonra bulabildiğim İktibas'ları incelemeye başladım. İktibas'daki yazılarda özellikle şu iki husus dikkati çekiyordu; İnsanın aklını kullanması ve, düşünmesi gerektiği ile Kur'an'1a doğrudan muhatap alunması, daha önce edinilen bilgilerin doğrusunun da yanlışınm da olabileceğinden şimdilik bir tarafa bırakılması, Kur'an'daki bilgilerin kesin doğru olduğundan bu bilgilerin ölçü edinilmesi gerektiği ve Kur'an'ın anlayarak çokca okunması gerektiği üzerinde duruluyordu. Buradaki ifadelerin hepsi tutarlı olduğu gibi bazılan bana pek de yabancı gelmedi; mesela aklımızı kullanma bahsi. Öyle ya Allah bizi bu akıl nimetiyle diğer canlılardan ayrı kılmış, biz onu kullanmaz isek, ne ayrıcalığımız kalırdı, üstelik hayvanlar akılları olmadığı için kullanamıyorlar, biz ise olduğu halde kullanmaz isek ahmak olup, hayvandan da aşağı olmuyor muyuz? Ayrıca lise yıllarından beri Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım." sözü de çok hoşuma giderdi. Demek ki bu adam hayvanlardan olan farkını bulmuş derdim, çünkü hayvanlarda akılla beraber bilinç ve idrak de olmadığından varlığının da farkında değildir, hayatın ne olduğunu ve niçin yaşadığını da bilmez.

Kur'an'a gelince onun kesin doğru olduğunu biliyorduk ama bu bizim için hiç birşey ifade etmiyordu. Kur'an'ın ölçü olduğunu, hayatın bu ölçülere göre düzenlenmesi gerektiğini (elbette ki ahirete inanıp, cennete gitmek istiyorsak) ve bunu nasıl yapacağımızı bilmiyorduk. Kur'an'ın okunması gerektiğini, zaten ikra (oku) ile başladığını da biliyorduk ve okuyorduk da ama nasıl okuma; belli zamanlarda, belli yerlerde ve Arapça lafzından okuyorduk, tabi Arapça bilmediğimizden hiç birşey anlamıyorduk. Zaten anlamamız da gerekmiyordu, çünkü sevap almak (!) için okuyorduk. İşte burada biz de aklımızı kullanıp okumaktan kasdın anlamak olduğunu keşfedemiyerek ahmak olmuştuk.

Birçok kişi Ercüment Özkan'ı aksi, inatçı, anlayışsız, sert üsluplu, kaba mizaçlı, kimseyi beğenmeyen, çok bilmiş, aykırı, sivri bir tip vs. gibi sıralanabilecek özellikte biri olarak bilebilir. Hiç de öyle biri değildir, aslında insanlara ters gelen onun söylemleridir. İnsanlar bugüne kadar onun ifade ettiği birçok söyleme yabancı olduğundan ve de şimdiye kadar bu tür ifadeler duymadığından, sanki şahsında bir terslik var gibi gözükmektedir. Ayrıca onu yakından tanıyanlar onun efendiliğini, kibarlığını, nezaketini iyi bilirler. Hatta İs1am'ın da tasvip ettiği birçok çağdaş görgü kurallarına dahi riayet etmeyi ihmal etmezdi, kendini bu tür şeylerden soyutlamış değildi. Bilhassa yeni tanıştığı birine daha nazik davranmaya özen gösterirdi.

Ercümend Özkan'ın bir özelliği kendisine gösterilen tepkide ve alınan tavırda, kendisine nasıl davranıyorsa O da aynı şekilde cevap verirdi. Bunu da herhalde "size yapılan muamelenin dengiyle karşılık verin veya size saldırdıkları kadar siz de onlara saldırın" mealindeki ayetlere göre hareket ediyordu. Bu konuda da kimsenin söyleyecek sözü olmasa gerek, gerçi Kur'an'da af yolunun tutulması, vazgeçilmesi, kötülüğe karşı bile iyilikle muamele edilmesi müminlere tavsiye edilmektedir. İşte bu noktada eleştirilebilir, bunu her zaman yap(a)mıyordu. Fakat yaşlı bir insandı, hayatta çok şey görüp geçirmişti. Yılların birikimi onun sinir sistemini biraz tahrip etmiş olabilir ki bu konuda kendisine yönelttiğimiz uygun eleştirilere karşı çıkmazdı. Ayrıca biz niye her zaman, bu bahsettiğimiz anlayışı, af yolunu tutmayı, iyi bir şekilde muamele etmeyi, vazgeçmeyi karşımızdaki insanlardan bekliyoruz ki? Biz de aynı şekilde karşımızdaki insandan beklediğimiz bu tavırları, kendimiz de yapmamız, karşımızdaki insana göstermemiz hatta gerekirse bu tür uygulamalarımızla diğer insanlara da örnek olmamız gerekmiyor mu?

Onun güzel bir özelliği de cesaretle meseleleri net bir şekilde ortaya koyması, Hak'ka olan sonsuz güveni ve teslimiyetidir. Her zaman yaptığı şeyin sonucuna katlanacağı bilinciyle Allah'ın kendisi hakkındaki takdirini peşinen kabul ederek hareket ederdi ve bunu her zaman şu ayetle ifade ederdi. "Allah bana bir iyilik dilemişse buna engel olacak yoktur ve eğer bana bir kötülük dilemiş ise bunu da önleyebilecek yoktur." Bu nedenle rahattı, kimsenin kınamasından korkmazdı ve insanlardan çok Allah'ı razı etmeyi hedeflerdi.

Yine onun en önemli özelliklerinden biri de, ister konuşurken ister ise yazarken olsun, ne yapıp edip konuyu Kur'an'a getirmesidir. Kur'an'ın okunması, anlaşılması ve hayata aktarılması gerektiğinin üzerinde sürekli durarak, birçok temel problemin bunun yapılmamasından kaynaklanığını defalarca vurgulamış ve ilk önce bunlara engel olan amillerin tespit edilerek ortadan kaldırılması gerektiğinin üzerinde ısrarla durmuştur. Buna dergideki yazılarında değindiği gibi "İnanmak ve Yaşamak" isimli kitabında da bununla ilgili meseleleri derli toplu bir şekilde bir araya getirerek bizim istifademize sunmuştur.

Burada ben de Ercümend Özkan'ın sünnetine uyarak Kur'an ile ilgili bazı meseleleri hatırlatmaya ve ifade etmeye çalışayım çünkü çevremde bu özelliğimle beni ona benzetirler. Aslında bu bütün peygamberlerin özelliği ve sünnetidir. Zaten onların vazifeleri de buydu yani hayatları boyunca vahiyle haşır neşir olmuşlardır. Hz. Aişe validemiz Peygamberimiz için "O yürüyen ayaklı bir Kur'an idi. " der. Oysa sünnet konusunda çok hassasiyet gösterdiklerini söyleyen bazı kimseler, peygamberimizin en büyük sünneti olan Kur'an'ı okuma, anlatma, yaşama ve yaşatma konusuna hiç de önem vermemektedirler, şeklen bazı formaliteleri yerine getirmekle takvalı olduklarını sanıyorlar.

Bugün Tevhidi düşündüğünü söyleyen birçok müslüman da ilk zamanlar Kur'an'ı bir kaç sefer karıştırdıktan sonra ondan uzaklaşmışlar başka şeylere yönelmişlerdir. Oysa Allah Kim Kur'an'ı görmezlikten gelirse biz ona yanından hiç aynlmayan bir şeytan arkadaş veririz, bunlar onları yoldan alıkoydukları halde onlar doğru yolda olduklarını sanırlar." (43/36) buyuruyor. Resulullah bizim için en güzel örnektir (usvetul hasene) o nasıl vahiy geldikten sonra bütün hayatını ona göre şekillendirdi ise biz de ölünceye kadar vahiyle haşır neşir olmalıyız ve bütün işlerimizde Kur'an merkezli hareket etmemiz gerekir. Ercümend Ağabey'e selam olsun, ona Allah'tan gani rahmet diliyorum ve iyilikle Allah'ın selamı üzerinize olsun...


Yorumlar (1)Add Comment
ikra
Yazan HAKAN, Eylül 05, 2008
SADECE BİRŞEY SORACAĞIM DEMİŞSİNKİ KURANI ARAPÇA OLDUĞU İÇİN ARAPÇA BİLMEDİĞİMİZDEN OKUSAKDA ANLAMIYORDUK PEKİ SENİN EBEDİYETİNİ BELİRLEYECEK OLAN DİNİNİ SADECE KURANDAN TAM VE DOĞRU ANLAYACAĞINA İNANAN BİRİ OLARAK NEDEN ARAPÇAYI ÖĞRENMEDİN
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >