|
Ercümend Bey vefat etti. Allah ona rahmet etsin, nur içinde yatsın. Bütün ailesi ve yakınları olmak üzere onu sevenlerin ve Müslümanlar'ın başı sağolsun. Kaç gündür telefonlarım kesik olduğu için dış dünyadan doğru dürüst haber alamıyordum. Geçen hafta sabah gazeteleri gelmişti. Hanım YENİ ŞAFAK'a ben de ZAMAN'a bakıyordum. ZAMAN'da herhangi bir şey yoktu. (Küçük bir serzeniş: Araları çok iyi olmasa da Ercümend Bey'in vefatını duyurması gerekmez miydi? Telefonum kesik olduğundan Mustafa Başarı'ya açıp söyleyemedim; buradan serzenişte bulunuyorum.) Birden hanım, "Aaa" deyiverdi. "Ercümend Bey vefat etmiş." Gazeteyi elinden kaptım. Doğruydu, YENİ ŞAFAK, birinci sahifenin sağ alt köşesinde Ercümend Bey'in küçük bir resmi altında vefat haberini vermişti. İlk anda içimi derin bir teessür duygusu kapladı. Daha önce bir iki defa kriz geçirmişti, demek ki bu seferki öldürücü oldu.
Biz Müslümanlar ölüm karşısında metanetle davranmasını bilen insanlarız. "Azrail'e yenildi" türünden saçma sapan duygulara kapılmayız. Ölüm Allah'ın emridir. Vadesi dolan herkes ebediyete intikal eder. Ölüm sonsuzluğa attığımız ikinci ve fakat son adımdır. Herkes dünya hayatında sahip olduğu amellerle Rabbi'nin huzuruna gider. Hayatını Allah'ın rızasını kazanarak yaşayandan daha mutlu kimse yoktur.
Ercümend Bey, sadece salih amellerde bulunmakla yetinen bir zat değildi şüphesiz; bütün hayatını İslam davasına vakfetmiş seçkin bir insandı. Ben onu 1976'da tanıdım, bizi ortak dostumuz Ömer Özbay tanıştırmıştı. İlk tanışmamızda arabasıyla Ankara Kalesi'ne çıktık. Orada yaklaşık üç dört saat sohbet ettik. Benden kendisiyle çalışmamı istedi. Ben kabul ettim. İlk görüşmemizde bana güven telkin etmişti. Konuşması, giyimi, dünyaya ve İslami meselelere bakışı bana çok tutarlı gelmişti.
Zannedersem beraberliğimiz bir iki sene sürdü, sonra ayrıldık. Ayrıldık derken, kavga gürültü falan etmedik. Ben, Ercümend Bey'in kendi nev'i şahsına münhasır bir insan olduğunu farkettim. Ayrı ayrı çalışmayı daha yararlı buldum. Kimseyle kolayca çalışan bir insan değildi; fakat kendi başına bir ekol gibiydi.
Ondan sonra da kimi zaman sık, kimi zaman seyrek hep görüştük, çok tartıştık. Son zamanlarda bazı konularda onunla ciddi bir görüş ayrılığı içinde olduğumu anladım. Bilhassa hadis, tasavvuf, demokrasi, gelenek, sivil toplum, Medine Vesikası vb. konularda anlaşamıyorduk. En son geçen sene Bursa'da Kur'an sempozyumunda iki gün birlikteydik. Orada da aramızda bir tartışma çıktı; bu tartışmayı yıllarca büyük bir sabır ve kararlılıkla yayınladığı İktibas Dergisi'nin iki sayısında özetleyerek okuyucuya duyurdu.
Sünnet'e göre ölülerimizi hayırla yadetmek zorundayız. Bu safhada Ercümend Bey'i hayırla anmaktan başka elimizden bir şey gelmez. Bu, ona karşı bizim en önemli vazifemizdir. Ama şüphesiz Ercümend Bey, uzun zaman konuşulacak, fikirleri tartışılacak değerli bir insandı. İnşaallah yeri gelince ve bir fayda mülahaza edersek biz de konuşur, yazarız.
Ercümend Bey'in bazı görüşlerini paylaşmasam bile, onda çok takdir ettiğim hususlar vardır. Keşke her Müslüman'da aynı hasletler olsa. O, bütün hayatında müstakim bir insandı. Uzun yıllar hapis yattı, çok sayıda dava açıldı hakkında; tehdit edildi, önü kesilmek istendi. Ama hiç kimseye en ufak bir taviz vermedi. Bildiği doğruları mertçe ve cesurca söyledi, herkesin önünde savundu. Geçen sene başörtüsü konusunun ele alındığı "Dinamit" adlı bir TV programında kelli felli bilim adamları, proflar, akademisyenler başörtüsü konusunda kemküm edip bir türlü "İslam'da başörtüsü kesin ve amir bir hükümdür, Müslümanlığı kabul etmiş bir hanım başını örter" diyemezken, o, hiç sakınmadan, gayet net, açık ve somut cümlelerle İslam'ın bu konudaki kesin hükmünü dile getirdi, hepimizin yüreğine su serpti.
Kullandığı dil, üslubu tartışılabilir, ama onun İslam davasına duyduğu derin bağlılık asla tartışılamaz. İsteseydi o da mal mülk toplar, dinini dünyevi amaçlara tahvil edebilirdi. Ama öyle yaşamadı, sadece İslam için çalıştı, çalışmalarına bir gün dahi olsa ara vermedi.
Onun yine bir tebliğ görevini yerine getirmek üzere gittiği Adana'da vefat etmesi bunun en güzel kanıtıdır. Ne mutlu ona, sefer halinde iken son nefesini verdi. Şimdiden onun boşluğunu hissetmeye başladım bile. İktibas'ın yeni çıkacak sayısında "Bakalım Ercümend Bey, yine bana giydirmiş mi?" diye bir beklenti içinde olamamam ne kötü bir şey! Bunu defalarca yapmıştı ve ben hiçbir zaman ona gücenmedim. Ben ona hakkımı helal ediyorum; en büyük dileğim onun da hakkını helal etmiş olmasıdır.
Bir kere daha Allah rahmet etsin diyorum. Ve Allah bizi bu "İslam emekçisi"nin değil salih ve mücahid kulunun şefaatinden mahrum etmesin demek istiyorum, ama eminim, hayatta olup da benim bu dileğimi duyacak olsaydı, hemen "şefaat" ile ilgili rijid bir yazı döşenirdi.
Nur içinde yatsın. İnnalillahi ve inna ileyhi raciun.
(YeniŞafak/1.2.1995)
|