Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Özkan Ve Üslup
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan Ve Üslup PDF Yazdır E-posta
Yazar Servet Kızılay   

Ercümend Özkan'ın üslubunu açıklarken öncelikle, konuyu bazı kaygılardan uzak olarak ele alacağımızı belirtelim. İnceleyeceğimiz konunun felsefi düzlemi -ki üslup tekbaşına oluşmaz, karmaşıktır ve konunun alt yapısı başka bir alana gönderme yapmayı mümkün kıldığı ve tartışmaya açık bir yapı taşıdığı için, burada sadece Ercümend Özkan'ın üslubunun "niteliği" üzerinde duracağız.

Ercümend Özkan'ın üslubu açık, basit ve anlaşılırdı. Üslubun bu niteliği, üzerinde uzun uzadıya düşünmeyi gerektiren ilk durağımızı oluşturmaktadır. Burada soracağımız ilk soru şu olmalıdır:

Acaba her önermenin yahut söylevin açık/basit olması, içeriğinin yüzeysel/basit olmasını gerektirir mi?

Kişisel olarak insanı en fazla düşündüren, düşünmeye sevk eden önermelerin basit önermeler olduğunu iddia ediyorum. Uzun ve karmaşık bir önermede, düşünmeye başladığınız yerin, o önermenin zihinsel olarak anlamlandırdığınız ve dizgisel olarak sıralayabildiğiniz yer olduğunu göreceksiniz. Yani düşünme sürecinin başlangıcı o uzun ve karmaşık önermenin küçük, basit bir parçasıdır sadece.

Gayesi, hakikati insanlara sunmak olan bütün Peygamberler açık, basit, anlaşılır bir üslup kullanmışlardır. Bu üslubun içeriği yoğun bilgi-mesaj doludur ve daima zaman ve mekansal formların üstünde olmuştur. Bu tip basit, açık ve içeriği dolu olan önermeler, iki ucu açık önermelerdir; derin bir zihinsel alt yapıya göndermeler yapar.(1)

Ercümend Özkan'ın da en fazla tartışılan ve yanlış anlaşılan tarafı, kullandığı basit ifade tarzının, basit mantığı gerektirdiği yargısıydı. Aslında bu mantığın tarihsel bir arka planı, geleneği vardır ve bunu görmek zor da değildir. Üslup tartışmalarında karşımıza çıkan bir başka hususta, düşünce alanına yön veren bazı kişilerin kasıtlı olarak karmaşık, anlaşılmaz üslup kullanıp, üstünlük sağlamaya çalışmalarıdır. Bunun örnekleri bir hayli fazladır. Mesela İbn-i Sina "Biz ulemayla bir arada olduğumuz zaman lafları uzatarak, karıştırarak birbirimizin bilgilerine üstünlük sağlamaya çalışırdık" der. Nihat Keklik ise; felsefenin anlaşılmamasının felsefecilerin üslubuyla ilgili olduğunu söyler ve bu konuda müstakil bir eser yazar.(2)

Arthur Schopenhauer(*) karmaşık ve anlaşılmaz üsluba "karanlık üslup" der. Bu üslubu kullanan felsefecileri aşağılar. Onları para karşılığı felsefe öğreten sofistlerel benzetir. Genellikle bunlar üniversitelerdeki akademisyen felsefecilerdir. Bu akademisyenler eserlerinde öylesine teknik/karmaşık ifadeler kullanırlar ki okuyan anlamakta zorlanır hatta kabahati kendinde bulur. Halbuki asıl kabahatli olan ağız dolusu laf kalabalığı yapanlardır. Bilinmezin, gizemin gücünden yararlanmak için karanlık (karışık, anlaşılmaz) üslup kullanırlar. Bunu yaparken ele aldıkları konunun zorluğunun arkasına sığınırlar; yaptıkları işi meşrulaştırırlar; böylelikle üstünlük taslarlar.(3) Bunların tarihte örneği çoktur. Schopenhauer, Hegel(*), Fichte(*) ve Schelling'i (*) bunlara örnek göstermektedir. Hatta, kendisinin hocası olduğunu söylediği İ. Kant'ı bile karanlık üslubundan dolayı eleştirir.(4)

Schopehauer'in, akademisyenleri üsluplarından dolayı eleştirmesinden hareketle Ercümend Özkan'ın üslubuyla entellektüel/akademisyenlerin üslubuyla karşılaştırmamız mümkündür.

Entellektüelizm ve Akademisyenlik batının üretmiş olduğu bir tanımlama tarzı olduğundan, Schopenhauer'in eserinde(5) eleştirdiği hastalıkların pek çoğunu, günümüz entellektüel ve akademisyenlerinde de görmek mümkün. Bu hastalıkların basit açıklaması şudur: Tanımlanmış atan özgür düşüncenin düşmanıdır. Bir şey, sizi talnım!adığı sürece siz o şeyin içerisindesiniz demektir.

Karanlık üslubun, dipnotların ve alıntıların içinde kaybolan entellektüel akademisyenlerin ulema(!) pozisyonuna büründüğü günümüzde ise, Ercümend Özkan'ın üslubunun, mesajının çokça tartışma konusu yapılması ve küçük görülmesi gayet anlaşılır bir husustur. Aslında Ercümend Özkan, bunlardan sadece üslup açısından ayrılmaz; üsluptan da öte önemli olan mesajdır. Mesajın kaygısıdır. Bu, üslubun açık, basit, anlaşılır olmasını zorunlu kılar. Bir kelime, söz kullanıldığı yer ve anda mesajını veremiyorsa hiçbir anlam taşımıyor demektir. Hermenatik tartışma düzleminde söyleyecek olursak, söz, metne döküldüğünde, anlamında bazı unsurları kaybedebilir. O halde, anlam, zaman ve yer faktörlerinin mesajın içeriğini bozmadığı anda yakalanabilir.

Entellektüel ve Akademisyenlerin gönderme yaptığı şeylerin farklı paradigmalar üzerine kurulmuş olmaları, doğrudan mesajlarını, dolaylı olarak da üsluplarnıı belirlemiş, etkilemiştir. Oysa dayanak teşkil ettiğiniz şey (paradigma) illa da hakikatın ifadesi olacaktır denemez. Zira paradigma yapay bir kavramsallaştırmadır ve kendisini üretenin niyet ve kastını kaçınılmaz olarak üzerinde taşır. Bu kasıt değiştiğinde de paradigma anlamını ve geçerliliğini kaybeder. Ancak Ercümend Özkan ise her zaman hakikatin mesajının kolay kavranabilir olduğuna inanırdı ve bu yüzden, üslubu basit, açık ve anlaşılırdı.

Ercümend Özkan'ın üslubunun sertliği konusunda da şunları sormak gerekir; Acaba sert uslüp olabilir mi? Olursa üslubu sert yapan nedir? Sert üslup niçin tercih edilir?

Aslında bir üslubu sert yapan ya da yaptığı sanılan şey zihinsel yapımız, önyargılanmız, içinde bulunduğumuz ruhsal yapı, ihtiyaçlar ve beklentilerdir. Bize ulaşan söz dizgisi bunlarla çatışıyor ise, bu yapıyla örtüşmüyor ise üslubun sert olduğu hükmüne varırız. Aslında "sert" üslup yoktur. Varolan, sadece, söylenen sözün yukarıda sıralanan alt yapısal faktörlere uygunluğunun sorgulanması hadisesidir.

Bu açılımı epistemolojik yapıyla karıştırmamak gerekir. Üslubu, epistemolojik yapı olarak ele aldığımız paradigmalar temelinde, sert ve yumuşak olarak değil Doğru ve Yanlış fikir içerip içermediğine bakarak değerlendirebiliriz. Bu açıdan üslup ve epistemolojik yapı birbirinden farklıdır. Bu tıpkı yapısal olarak dilde iki ayrı öğenin varlığı gibidir. Dilin iki öğesi vardır. Bunlar; ses ve düşüncedir(6).

Cemil Meriç de belki bu yüzden; "Bütün alkışladıklarımız duymak istediklerimizdir. Bütün kitaplarda böyledir. Her kitap bizim dostumuz değildir, dost diye sarıldığımız kitaplar bizi en fazla anlayan ve anatanlardır" der(7).

Ercümend Özkan'ın üslubunun bir diğer özelliği de tören söylevi(8) özelliği taşımamasıydı. O'nun üslubunun ağır basan yönü tartışma söylevi(9) niteliğinde olmasıydı. Tartışarak, düşündürerek konuşurdu. İslamı meseleleri, siz de tartışır düşünürdünüz konuşurken.

Ercümend Özkan'ın üslubunun en bariz özelliklerinden birisi de konuyu metafor ve örneklerle anlatmasıydı. Bu konuda Nihat Keklik der ki: "Bir üslubun basit, açık ve anlaşılır olmasının en bariz özelliği metafor ve örneklerden oluşmasıdır"(10). Birçok ünlü düşünür bu yolu tercih eder ve düşüncelerini metaforlarla açıklayarak ortaya koyar(11). Düşünce sisteminin temelini, Kur'an'ı Kerim'den alan Ercümend Özkan da üslubunun bu yönünü Kur'an'ı Kerim'den alarak oluşturmuştur. Kur'an'da örnek vermenin önemi ise şu ifadelerle anlatılmıştır: "İşte Allah (cc) size böyle misaller sunar, anlamanız için(*)." Özkan bu konuda gerçekten çok başarılıydı. Metafor ve örneklendirmeyi o kadar mükemmel yapardı ki O'nun muhalifleri bile, verdiği örneklerle O'nun ince zekasını anlardı ve çoğu zaman susmak ve onun düşünce dünyasının yörüngesine girmek zorunda kalırdı.

Ercümend Özkan, en çok, tasavvuf düşmanlığıyla itham edilerek, özellikle bu konudaki üslubuyla eleştirilmekteydi. Oysa Ercümend Özkan, tasavvufun iğdiş ettiği İslami kavramları aslına döndürmek için net ve tavizsiz bir üslubu tercih etmişti. O, insanları düşündürmek istiyor ve hakikati, Kur'an penceresinden bakarak bulabileceklerini söylüyordu. Bunu yaparken yalpalamadı, dimdik ayakta durdu. Bu anlamda gerçek bir Alim'di. Buffon "Üslup insanın ta kendisidir(12)" der. (Le Style Cest I'homme meme) Özkan'ın üslubu da herşeyiyle kendine özgüydü ve kendisinin aynasıydı. Bence onu Entellektüel ve Akademisyenlerden ayıran asıl özelliği her şeyiyle bir Alim olmasıydı. O'nun ölümüyle bence Türkiye çok şey kaybetti. ALLAH (cc) ona rahmet etsin.

DİPNOTLAR

(1) Imanuel Kant'ta Mantık

(2) Prof.Dr. Nihat Keklik "Felsefenin Tekniği" Doğuş Yayın. Ocak 1984. (*) Schopenhauer, Arthur (1788-1860) Alman felsefeci.

(3) Arthur Schopenhauer "La phiIosophie Universitaire".

(*) Hegel, Georg WiIhem Friedrich (1770-1831) Alman felsefeci.

(*) Fichte, Johann Gottlieb (1762-1814) Alman felsefeci.

(*) SchelIing, Friedrich WiIhem Joseph Van (1775-1854) Alman felsefeci.

(4) Schopenhauer, Arthur "The world as wiII and idea; (Cricism of the kantian phiIosophy faslında)"

(5) Schopenhauer, Arthur "La phiIosophie Universitaire"

(6) Saussure, Ferdinand de, "Cours de linguistigue generale Genel diI-biIim dersIeri."

(7) Meriç, CemiI "Jurnal ve genel eserleri".

(8) Aristotales "Retorika".

(9) Aynı Eser.

(10) Prof. Nihat.Keklik, "Felsefenin Tekniği" Doğuş Yayın Dağıtım, Ocak 1984.

(11) Prof. Nihat Keklik, "Felsefede METAFOR" Edebiyat Fak. Basım Evi -1990.

(*) Kur'an'ı Kerim'de benzer ayetlere bakıIması.

(12) Buffon, Georges Louis LecIere, (1707-1788) Fransız tabiat biIimci.


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >