Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Özkan'ı Tanımak ?
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan'ı Tanımak ? PDF Yazdır E-posta
Yazar Ali Özergin   

Bilindiği gibi insanlar arasındaki ilişkiler, insanların birbirlerine bakış tarzlarıyla yakından ilişkilidir. Bir insan hakkında bir başka insanın veya diğer insanların değerlendirmeleri ister istemez o insan hakkında bir takım bilgileri gerektirir. Bu bilgileri edinmek kimi zaman çevreden edinilenler, daha az görüleni ise kişi ile doğrudan görüşme sonucu teşekkül etmektedir.

Sayın Ercümend Özkan insanlar arasındaki ilişkilerinde mümkün olduğunca bilgi ve fikir alış verişinde, kişi ile doğrudan görüşme yolunu tercih etmiştir. Kendisine yöneltilen önyargı sonucu, abartılan eleştirilere ve zaman zaman hakaret dolu yazılara karşı soğukkanlılığını koruyarak nasihat dolu kimi zaman sert kimi zaman yumuşak bir dille ama her defasında hissedilir bir samimiyetle cevap vermiştir.

Kendisi biliyordu ki, kişi ile doğrudan yapılan görüşmelerde -yeter ki karşısındaki samimi ve anlayışlı olsun- konuşulmayacak ve anlaşılmayacak hiç bir mesele yoktur. Bü yüzden görüşmek için insanların, gerekirse, ayağına gitmek (rahatsız olduğu günlerde bile) onun değerini düşünmemiş, bilakis bu davranışı Peygamberin davranışı olarak algılamıştır. Çünkü kendisi şuna inanıyor ve söylüyordu:

"Peygamber, İslam'a mütemadiyen zarar veren Ebu Cehil'in ayağına giderken ben neden müslümann ayağına gitmeyeyim?"

Ercümend Bey insanlararası ilişkilerde şu gerçeği de gözardı etmiyordu:

O, "insanların sade ve iddiasız bulunduğu zamanlarda çoğu zaman o insan hakkında iyi düşünülebilirken, aynı insan hakkında o insan bir iddianın sahibi olmaya başladığında, tersine düşünülmesi hep görülegelen şey olmuştur." demiştir. Ancak o yine biliyordu ki iddia sahibi zamanla güvenilir, tutarlı ve emin bir şekilde mücadelesine devam ettikçe tanınmaya başlamakta ve giderek iddiasının gerçekleşme ihtimali artmaktadır. Biz iddialarda bulunan insanları bilhassa peygamberler olarak tarihten tanıyoruz. Kur'an'ın da tarihi açıdan bize yaptığı şahitlik onu göstermektedir ki gerçekten iddia sahipleri, iddialarına sahip çıktığı sürece toplum önünde düşmanlık celbeden, husumet hedefi olan kişiler olarak görünmektedir.

Ercümend Özkan vefatına kadar İslam adına daha fazlasını yapabilme yolunda doğruluğu, güvenilirliği ve samimiyeti elinden bırakmamıştı. Son görüşmemizde söylediği gibi, artık ona karşı gelenlerin birçoğu akletmeye başlamıştı, ölçüleri Kur'an olmuştu ve iddia sahibinin karşısında değil yanında yer almışlardır. Artık anlattığı şeylerin değeri anlaşılıyordu. Ancak şunu da söylemek gerekir ki, onu dinleyenlere şu nasihatı daima vermiştir:

"Bal arısı nasıl bugün bu çiçekten bal toplar, yarın başka bir çiçekten, müslüman da bugün benden birşeyler duyar, yarın başka birinden, yani bilginizi daima artırınız. Akıllı insan yalnız kendi bilgisiyle yetinmeyip başka insanın bilgisinden de faydalanan insandır."

Ercümend Bey, insan'ı değerlendirmede ölçü olarak her zaman şunları söylemiştir: "Kişi hakkında kanaat sahibi bulunmanın gereği ya o kişiyi dinleyeceksin, veya eserinden haberdar olacaksın ya da onunla ilgili sıhhatli bir bilgiye sahip olacaksın."

Ayrıca, "insanlar hakkında şu veya bu konuda bir kanaat sahibi olmak için o insanın o konuda ne düşündüğünü, nasıI düşündüğünü bizzat dinlemek, sorular sormak, söylediklerinden anladığımızı kendisine arzederek böyle anladığınızı, doğru mu yoksa yanlış mı anlamış bulunduğunuzu sormalısınız."

O, bizlerin müslüman olarak, elimizde İslam açısından ispatımız olmadan, insanlar hakkında karar vermekte aceleci olmamamızı öğütlemiştir. İşittiklerimizi kimden işitirsek işitelim araştırmakla yükümlü olduğumuzu, çünkü başkalarının söyledikleriyle amel etmenin, bizleri Allah katında sorumluluktan kurtarmadığını, söylediklerimizin ve yaptıklarımızın hesabını muhakkak vereceğimizi daima hatırlatmıştır.

Ercümend Özkan'ın en büyük mücadelesi elbette ki Kur'an'ın anlaşılması ve yaşanılması yolunda gerçekleşmiştir. Diğer taraftan Tasavvufla da ilgilenmiş vel Müslümanları şirk tehlikesinden korumak istemiştir. Bu konuda şöyle söylemiştir:

"Eğer bir odanın içinde bulunuyorsak ve bu odanın içine pislik akıyorsa, ilk önce bu pisliğin geldiği deliği kapamak gerekir ki, odanın içinde temiz şeyler pislenip de işe yaramaz hale gelmesin."

O, hadis konusunda, israiliyyat karışmış hadislere, bir çok kişiler gibi şüpheli bakıyordu, ancak hadisin doğruluğuna kanaat getirdiği zaman ona sımsıkı sarılırdı. Kendisi peygamberimizi örnek alırken, her zaman "peygamberin en büyük sünneti Kur'an'ı yaşamaktır" demiştir.

Her konuda kendisi eleştirilere açıktı. Büyük, küçük demeden herkesin fikrini dinlerdi. Kendisine yöneltilen eksikliklerini veya hatalarını kabul ederdi, doğru ve güzel sözlere itibar ederdi. İnsanların dertleriyle dertlenirdi. Kimine sırdaş, kimine yoldaş ve kimine de baba kadar yakın olmuştu. Böyle bir insanı unutmak mümkün değildir.

Sevgili Ercümend Ağabey aradan bir sene geçmesine rağmen senin sözlerin kulağımızda hala çınlıyor. Şunu herkes bilsin ki biz İslam davasından dönenlerden ve Hak Din'e şirk bulaştıranlardan ve bulaşılmasına boyun eğenlerden olmayacağız.

Allah, yaptığın güzel işlerden dolayı ecrini gani gani versin.


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >