Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Özkan'ın Son Günü
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan'ın Son Günü PDF Yazdır E-posta
Yazar Vedat Kahyalar   

23 Ocak 1995 saat 16:30 sularında, işyerindeyken tefonum çaldı, arayan Ercümend ÖZKAN'dı. Cep tefonundan, Adana'ya yarım saat mesafeden, yoldan arıyordu. Eşiyle birlikte geldiğini, bir gece Adana'da kalıp Antakya'ya konferansa gideceğini, dönüşte Mersin'de seninere katılıp tekrar Adana'ya döneceğini söylüyordu. Onları kararlaştırdığımız belli bir noktada eşim karşılayıp eve getirdi. Ben daha sonra eve gittim. Hasretle [kucaklaştık, her zamanki gibi güzel giyimli idi. Kıyafetindeki uyum, konuşmasındaki kibarlık, zerafet her zaman beni etkilemişti. Kısa bir sohbetten sonra yemeğe geçtik. Uzun süren sofra muhabbetinde yemek yapımından, sofra düzenine, siyasetten ticarete bir çok konuda konuşuldu. Dikkatimi çeken şu oldu, basit önemsiz addedilen bir çok konuda derin bir bilgisi vardı. Bu ayıntılar O'na hayranlığımı pekiştiriyordu...

Adana'ya gelmeden kısa bir süre önce Ercümend Bey beni aramış, bir miktar eski İKTİBAS olduğunu, bunardan bana da gönderip tanıtım için dağıtmamı istemişti. Belki birkaç kişiye yararı olur demişti. Birkaç gün sonra işyerimin önünde bir kamyon durdu, nakliyat ambarından gelen görevli, Ankara'dan adıma gönderilen çuvalları koyacakları bir yer göstermemi istemişti. Mağazadaki uygun bir bölümü gösterdiğimde bana gülüp buraya ancak birkaç tanesi sığar, toplam onsekiz çuval deyince donakalmış, bir yere koymuştuk. Sonra bunları on kişi saatlerce çalışıp tasnif edip, düzenlemiş, üzerlerini "tanıtım için" kaşesiyle kaşeleyip dağıtmaya başlamıştık. Bunları Ercümend Ağabey'e anlattığımda, mahcubiyetle karışık uzun uzun güldü. Dergideki arkadaşlar size olan muhabbetimi bildiklerinden olacak bu kadar çok göndermişler diyerek özür diledi. Ben de özür dilenecek bir şey olmadığını, dergileri büyük bir mutlulukla dağıttığımızı anlattım.

Sabah Antakya'ya geçeceklerdi, Ercümend Ağabey'e, eğer mahsuru yoksa arkadaşlara geldiğini haber vermek istediğimi söyledim, o da böyle bir teklifi bekliyorcasına hemen kabul etti. Telefonla ulaşabildiğim arkadaşlar derlal büyük bir memnuniyetle geldiler. Kısa sürede ev dolnuştu. Bu arada o gün Afyon'dan gelmiş olan Ramazan Yelken ve İstanbul'dan gelmiş olan Ali Kısa da Ercümend Ağabey'in geldiğini duyunca hemen gelmişlerdi. Ercümend Ağabey her giren kişi için ayağa kalkıp gelen arkadaşa sarılıyor hatırını soruyordu. Gelenlerin bir ikisi hariç hepsini yakından tanıyordu. Romanını okuyup beğendiği ve basmaya söz verdiği Ali Okur'a takılmış "Hani hayatımı yazacaktın, bak zaman çabuk geçiyor, ne zaman gideceğimiz belli olmaz" deyince Ali Okur ona uzun ömürler dileyerek mahcub bir edayla en kısa sürede Ankara'ya gelip O'nunla uzun uzun konuşup sözünü yerine getireceğine dair söz verdi. O gün ilk kez bizim sohbetimize katılan genç bir müslüman Ercümend Ağabey'e birçok konuda sorular sordu. Belliki O'na karşı önyargılıydı. Tasavvuftan partiye, Fethullah Gülen'in o günlerde yayınlanmakta olan röportajından başörtüsünün hükmüne, İslamizasyondan, sünnete kadar birçok soruya karşılık Ercümend Ağabey adeta hayatının, mücadelesinin, yaşamının da özeti olabilecek bir tarzda Kur'an'ı referans alarak bu soruları tek tek cevaplandırdı. Genç arkadaş çok duygulanmış, ben sizi böyle tanımıyordum diyerek adeta özür dilemişti. Bu olay Adana'da ilk defa olmuyordu daha önce de böyle özür dilemeler çok olmuştu. Ercümend Ağabey'in bazı eleştirilerine kızan/cevap veremeyen bazı acizler onun hakkında ağza alınmayacak çirkinlikte dedikodular yaymışlardı. Sohbete katılanlardan biri ona iyi bir müslüman olabilmenin reçetesini sorunca şöyle dedi:

• Kur'an okuyunuz, Arapça biliyorsanız çok iyi, bilmiyorsanız kendi dilinizden okuyun.

• Peygamberimizin hayatını mutlaka iyi bilmelisiniz.

• İslam tarihini iyice tetkik ediniz.

Ayrıca daha önce İKTİBAS'ta yayınladığı listedeki kitapları yeniden tavsiye etti. Adeta bir ömür boyu savunduğu görüşlerini çeşitli vesilelerle tekrar ediyordu. Kimseyle şahsi bir alıp veremediği yoktu. Yalnız ve yalnız dini Allah'a has kılmak istiyordu. Yaşanan dinin Allah'ın dinine yaraşır, O'na layık olup olmadığının kontrolünün yapılmasını istiyordu. Evet eleştiriyordu ama bunu Allah için yapıyordu. Bir defasında ona sormuştum, "neden bu kadar sert eleştiriyorsunuz?" diye. Cevabında, genel olarak eleştirdiği kişilerin parti liderleri, cemaatlerin önde gelenleri, topluma yön veren yazar ve gazeteciler olduğunu söylemiş ve bu kişilerin kimini yazdıklarını adeta Allah'tan gelmiş vahiy gibi sundukları için, kimini İslam'dan taviz verdikleri için, kimini de insanlarla Kur'an arasına girdikleri için eleştirdiğini ifade etmişti. Hiçbiriyle şahsi bir alıp veremediği yoktu.

Amacı iyi bir kul olabilmek, yaşamı boyunca edindiği bilgileri müslümanlarla paylaşmak. Kur'an ile insanlar arasındaki uçurumlan elinden geldiğince kaldırabilmek, Kitabımızın anlaşılır, yaşanılır ve kurtuluş kaynağımız olduğu gerçeğini yayabilmek onun en temel doğrularıydı. O'na göre iyi bir müslüman sahih bir imana sahip olmalı ve salih ameller icra etmeliydi. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür rütbei aklı eserinde." diyerek insanların yaptıklarının, inançlarının gerçek göstergesi olduğuna işaret ederdi.

Saatler süren, dopdolu geçen sohbetten sonra saat 01.00'de arkadaşlar izin isteyip gittiler. Ailece bir saat kadar biz birlikte oturduk. Burada İktibas'ın geleceğinden, atılımlarından, yeni çalışmalarından bahsetti. Yüce Resul (SAV)'ün dediği gibi "Hiç ölmeyecek gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlan", aynen böyle yapıyordu. Bitmek bilmeyen enerjisiyle tebliğ yapıyor, kitap yazıyor, dergiyi hazırlıyor, gazetenin birinde yorum yapıyor, Konferanslara panellere, TV açık oturumlarına katılıyor, seminerler, ailelere hitab eden toplantılar düzenliyor, Avrupa ve Anadolu'nun bir çok köşesine bıkmadan usanmadan Kur'an'ın kutlu mesajını taşıyordu. Bütün bunları andık, yatmadan. Sünnet ve Alevilik konusunda yaptığım araştırmalarım hakkında bilgi alıp bazı kitapları da tavsiye ettikten sonra bunları mutlaka İktibas'a göndermemi söyledi. Ne güzel teşvik ediyordu, adeta kendinize güveniniz artıyordu. Bu arada eşimin sorduğu sorulara da cevap verdikten sonra vaktin de bir hayli geç olmasından dolayı yatmaya karar verdik. O arada eşim odalarını hazırlamıştı. Her zamanki kibarlığıyla "size zahmet verdik, lütfen şuracıkta yatalım" dedi. Eşimin özenle hazırladığı odayı görünce, "Hakkınızı nasıl öderiz", deyince ben O'na "Ağabey biz size nasıl ödeyeceğiz hakkınızı, şu saatlere kadar bıkmadan usanmadan bizi aydınlatıyor, yolumuza ışık tutuyorsunuz" deyince duygulandı ve sevgiyle sarılarak, "Size ve bütün müslümanlara hakkımı helal ederim" diyerek birbirimize dua edip yattık. Onunla son, konuşmamız bunlardı, sanki vedalaşmıştık. Çünkü ben sabah namazdan sonra evden ayrılıp, gazeteleri kahvaltılıkları ve sevdiğini bildiğim pideleri alıp eve bırakıp işyerine gitmiştim. Akşamdan sözleşmiştik, kahvaltıdan sonra benim işyerime gelecekler, Antakya'ya giderken eski İktibas'lardan arabaya yükleyecektik. Ben onları beklerken eşimin telefonuyla O'nun fenalaştığını ve hemen hastaneye götürüyor olduklarını öğrendim. Birkaç dakika içinde eve ulaştım, eşim ve Ercümend Ağabey'in eşi Mukaddes Hamın telaşla birşeyler yapmaya çalışıyorlardı. Akşam sohbet edilen, namaz kılınan odada boylu boyunca yatıyordu Ercümend Ağabey... Oturduğumuz apartmandaki üç doktorun hiçbiri yoktu, derhal evimize çok yakın olan özel hastaneden ambülans istedik ve onunla hastaneye götürdük. Ama nafileydi... Yakın dostum olan doktor bir çok şey denedi ama artık çok geçti. Yığılıvermiştim yanına, elleri ellerimde usulca "İnna lil lahi ve İnna ileyhi raciun" ayeti celilesi çıkmıştı ağzımdan. Aynı ayeti Mukaddes Hanım'la birlikte dışarıda bizi bekleyen eşime söylediğimde anlamışlardı acı gerçeği. Su testisi su yolunda kırılmıştı. Kişi sevdiğiyle beraberdi, onurlu hayatı, kutlu mücadelesi, risklere aldırışetmeden son gününü de tebliğle geçirmesi, kibarlığı, dürüstlüğü, inandığı gibi yaşaması, yiğitliği, mahkemede yaptığı konuşması, Başörtüsüyle ilgili yaptığı TV konuşması, parti kurma girişimi, TV kurma girişimi bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Ne büyük birini kaybetmiştik. Adana!da hemde. Kendime gelmem geç olmadı. Sorumluluğumun bilincindeydim ve hemen Ankara'yı İktibas'ı arayarak durumu ilettim, Rahmetli'nin oğlunu arayarak bu elim olayı duyurdum. Adana'da yayın yapan BARIŞ Radyoyu arayıp durumu bildirdim, onlar da yayını keserek vefatı duyurup Kur'an'ı Kerim okumuşlar. Ulaşabildiğim arkadaşları da arayarak durumu ilettim. Kısa sürede vefalı dostları hastaneye koşmuşlardı. Herkes bir şeyler yapmak istiyor, çok şey öğrendikleri, çok sevdikleri Ercümend Ağabey'lerini bu son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlardı. Hastane işlemi, belediyeden defin ve Ankara'ya taşıma izni, tabut temini, rahmetlinin ailesinin ve kendisinin getirdiği otomobilinin Ankara'ya götürülmesi kısa sürede Adana'lı dostlarımızın çabalarıyla hallediliyor ve üç araçla yola çıkmaya hazır hale gelmemiz mümkün oluyordu. O arada Antakya'dan konferansı tertip eden dostlarımız da Ercüment Ağabey'i almak için Antakya'dan gelmişler ve bu acı olayla karşılaşmışlardı. Ercümend Ağabey'in tabutu hastane morgundan sevenlerinin ellerinde, tekbirlerle, cenazeyi taşıyacak araca yerleştirilirken, kalabalık bir müslüman topluluğu birikmişti. Adana'lı vefalı müslümanlar dualarla bizi yolcu ettiler. Akşam Ankara Gölbaşı'nda kalabalık bir dost topluluğu bizi karşıladı. 25 Ocak 1995 günü Türkiye'nin dört bir yanından gelen sevdiklerinin katıldığı duygu yüklü bir törenle defnedildi. O'nu sevgiyle, saygıyla, rahmetle anıyoruz. Nur içinde yatsın.

İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN.


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >