Ercümend Özkan Sitesi - İlay-ı Kelimetullah uğruna istikrarlı ve tavizsiz bir mücadele

Dinamit Programları

Dinamit Programi Kanal DDinamit Programi Kanal 6
Buradasınız:Ana Sayfa arrow Ercümend Özkan Özel Sayı arrow Görüşler arrow Ercümend Özkan (rh.a) 'ı Anmak
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • green color
  • blue color
Ercümend Özkan (rh.a) 'ı Anmak PDF Yazdır E-posta
Yazar Ekrem Altınlı   

Büyüğümüzü kaybettik. Allah (c.c) O'na rahmet etsin. O'nun müslümanlar tarafından yeterince anlaşılabildiğine inanmıyorum. Çünkü; insanımızın çoğu, geleneksel kültürün etkisiyle, etraflarında örülmüş duvarları aşarak gerçeklere ulaşmayı yeterince beceremedi. Bu benim zann-ı galibim... Neden? diye sorulacak olursa, buna İKTİBAS yayın hayatına başlayalı beri, O güzel insanın kendi söyleminden hatırlatmalar yaparak başlayacağım. Umarım haklılığım anlaşılır.

Evet, 1960 yılından bugüne kadar hep konuşmuştur insanlarla yüzyüze. Veya insanlar, O'nun yüzyüze konuştuklarıyla karşılaşmışlardır, dinlemişlerdir. Veyahutta O'nun, küçük el ilanları ve basın bültenleriyle tanışmışlardır. 12 Eylül 1980'de ihtilal olmuş. O, 110 gün sonra (yaklaşık 3,5 ay sonrasında) herkesin ne yapacağını biiemediği bir ortamda, yazılı basın dünyamızdadır.
"Bu dergiyi, insanımızı düşünerek yayınlamaya başladık. Evet, insanımızın Türkiye'de ve dünyada neler olup bittiğinden, nasıl olup bittiğinden haberi olsun istedik." (l Ocak 1981, sayı: 1)

İşte İKTİBAS yayın hayatına başlamıştır. Bu başlangıçtır artık.

"Biz doğruların öğrenilmesini, gerçeklerin bilinmesini istiyoruz. Gerçekleri bilenlerin bilgi beraberlikleri, anlatabilmelerine yardımcı olacaktır. Bütün insanların ise doğrulara ve doğrular üzerinde birleşmelerinde çok hem de her zamankinden çok ihtiyaç vardır. (...) Birçok yerde, birçok insan daha doğrulara yöneliyor. (...) Biz dileyelim ki insanımız daha da çok bedel ödemeden gerçek doğruyu anlamada gecikmesin. (...) Doğrulara ulaşma ve ona göre yaşama dileriz." (l5 Ocak 1981,sayı:2)

Yavaş yavaş ancak emin adımlarla çerçeveyi onuyor. Anlayana, daha doğrusu anlamak isteyene ince bir mesaj...
"İçindeki yazıların dikkatle okunması ve aralarında gereken bağın kurulması halinde gelişmelerin nerelere doğru götürülmek istendiği, fakat hangi istikamette gelişmeye istidatlı olduğunu görmek zor olmayacaktır. (...) Sömürücülerin -sağ/sollu- ışıklan zayıfladı. Artık insanlar Batı dünya görüşünden ve marksizmden başka dünyalar arıyorlar günümüzde... (...) Tegallüb ve zulüm gittikçe dayanılmaz hal almaktadır. Bundan dünya insanı herhalde kurtulacaktır, bu bilinç gelişiyor. Uyananlar artıyor, anlayanlar çoğalıyor, yeni nesiller özellikle yarınlarına bir başka statü ite taliptirler." (l Şubat 1981, sayı: 3)

Yaklaşık iki asırdır coğrafyamızda insanlarımız esen rüzgarların etkisiyle rotalarını şaşırmış ne yapacakiarını nasıl yape.cakiannı bilemez iken bir düşünce bütünlüğüyle doğru istikamette hedefe ulaştırılmaya çalışılmaktadır. Seçilen alıntılar bir sarraf titizliği arzetmektedir.

"İktibas, Şu'cu veya Bu'culuk değil doğrulardan yana ve değişik görüşlere yer
veren bir dergidir." (I5 Şubat 1981, sayı:4)

O, sözünün eri olagelmişliğine rağmen en olmadık haksızlıklara ve ithamlara maruz kalmıştır. Tartışma ortamı hazırlayarak, coğrafyamıza doğrulara ulaşmada bir forum niteliği kazandırmak istemiştir. "Akıllı olan, başkaların aklıyla kendi aklını zenginleştirendir." sözünü, kimilerine gire kendisi hep dile getirdi ama uygulamadı dese de bizce hep yapagelmiştir.
"Dil, düşünceyi anlatabilmek ve anlaşılmasını sağlamak için kullaılan bir araç olduğuna göre onu, bu amacın dcşında kullanmak ya düşünceyi anlatamamak veya anlaşılmasını güçleştirmek sonucunu doğurur. Biz bunu yapmak istemeyiz, normal olarak da kimsenin -yapmasını uygun görmeyiz. Bütün bunlara rağmen herkesin kültür birikiminin sonucu kullandığı bir dil vardır ve olacaktır. Konunun unutulmaması gereken yanı şudur ki İktibas her tiir kültür sahibine seslenmekte ve insanımızın tümüyle konuşup anlaşmayı amaçlamaktadır." (15 Mart 1981, sayı:6)

Bu kadar açık ve net olmasına rağmen yine de sağlığında tümüyle anlaşılamadığı sanısıyla ebediyete göçmüştür.
"Belli dünya görüşünün kavranılan, o dildeki kelimelerde» belirli bir süreç içinde gelişip olgunlaşarak oluşur. Böylece de 'ıstılah' yani kavram anlamlan teşekkül eder ki bu tür anlam kelimelerde yalnız kendilerine bağlı olarak bulunur ve bir yandan o kelime ile ancak ifade olunabilir iken diğer yandan ait olduğu dünya görüşünün ayrılmaz bir parçası olur. (...) Aklın kendi mahsulü bulunan dünya . görüşlerinde ise kavramlar başlangıçta teşekkül etmezler, zaman içinde oluşurlar ve anlamlarını kazanırlar. Fakat hiçbir zaman değişmez gerçekleri ifade etmezler. (15 Nisan 1981, sayı: 8)

O' hep belirli bir plan dahilinde insanımıza belli kazınımlar sağlayarak zamanla iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan nasıl ayıracağının savaşını vermiştir. Bunu yaparken de hep inancının temel kaynağından yola çıkmıştır. Metodu tüme varım değil, tümden gelim olmuştur.

"Fikir akla ilka olunan ve aklın kendi mahsulü olan fikir olarak iki kaynaklıdır. (...) Ve akla ilka olunan bu fikirlere -bilgilere- yine sahibi tarafından özel bir isim verilmiştir: vahiy. Demek oluyor ki fikir kaynağı itibariyle iki türlüdür: Akla lika olunan fikir ki buna vahiy denilmektedir, diğeri ise aklın kendi ürünü olan fikirdir, (l Mayıs 1981, sayı: 9)

Zaman geçtikçe ne demek istediklerini sıralamaya başlamıştır artık. O'nun ne demek istediklerini anlamak için yanlızca akletmeye ihtiyaç vardır. Bu da ancak insanoğluna verilmiş bir haslettir...

Evet öncelik düşüncenin arılaştırılmasıdır. Temel düşünce yapısının kurulmasında fikrin menşelnin sorgulanması hem gerek hem de yeter koşuldur.

"İnsan, iki dünyaya alt bir varlıktır. Birisi bu, yaşadığı dünya, diğeri ilelebed yaşayacağı diğer dünyadır. İnsan, Dünya Hayatı hakkındaki düşüncesini bu gerçeği göz önünde bulundurarak tesbit ederse ancak doğrular üzerinde bulunur. (...) Netice olarak Seçimi insan yapacak, Karar'ı insan verecektir." (l Haziran 1981, sayı: 11)

İlaveten ne söyleyebiliriz ki...

"İslam'ın en iyi yaşanıldığı 'Asr-ı Saadet' ne kadar iyi tanınırsa müslümanların bugünkü sıkıntılarının o kadar azalacağı kanısındayız." (1 Ağustos 1981, sayı: 15)

Tarih anlayışı budur. Hedefe ulaşmada yolun tahkikinin olmazsa olmaz kuralı budur.

"Aklın, kendisini Yaratandan kaçması değil, O'na teslim olması akli olandır. Bu nedenledir ki bu tür teslimiyete İslam denilmiş, teslim olana da Müslüman tesmiye edilmiştir. Seçeneği olmadığı için teslim olanla, teslim olduğundan razı olarak, kendisi için en iyisinin o olduğuna gerçekten inanarak teslim olan arasındaki fark da 'İslam' ile 'İman' arasındaki, daha müşahhas bir ifade ile 'Müslüman' ile 'Mümin' arasındaki farkı meydana getirir. İşte bu sebeple" Müslüman olduk demekle kalmayıp, Mümin olduk demenin gerçek doyumu sağlayacağı inancını taşıyoruz. (...) Düşünerek 'Mümin' olanlara iki cihanın huzuru vardır. (...) Aklı, bu gerçeği bulmada kullananların yolu aydınlıktır. (...) Müslümanım diyenin öncelikle Kur'an-ı iyi bilmesi ve buna bağlı olarak da Peygamberimizi iyi bilmesi gerekir. Zira İslam'ı en iyi Peygamberimiz anlamış ve yaşamıştır. Peygamber, müslümanın özeneceği bir 'Güzel ömek'tir. Bu 'Örneğe' benzeyebilmenin alternatifsiz tek yolu vardır, o da örneği iyi anlamak ve tanımaktır. (...) Zira Kur'an Onun ahlakı -tüm yaşantısına espiri kazandıran şey- idi. Kur'an ve Sünnet bilinmeden İslam bilinemez." (15 Ağustos 1981, sayı. 16)

Allah aşkına, sorarım size!... Ey sağlığında etraflarına aşılmaz surlar çekerek ulaşılmasına engel olanlar. Gerçekleri anlamada, onları yıkmaya hala niyetiniz yok mudur? Temel düşünce yapısını oluşturmada yukardakilerden daha açık ve seçik olunabilir mi? Temelimiz sağlam olmaz ise nasıl yüce yapılar oluşturabiliriz üzerine? Asırlardır düşünce bulanıklığı yaşayan toplumumuz, akledeme-diğinden sağlıksız etkileşmeden kurtulamamıştır. Asla dönüşün yolunu gösterenden anlaşılmaz bir biçimde kendisini korumuştur. Gerçek uzaklaşılması gerekenden kendisini koruyamayarak...

"Elbette eksiğimiz çoktur. Hatalarımız da vardır. Lakin kesinlikle sapıklığımız yoktur ve insanımızı alternatifsiz doğru gördüğümüz İslam'ın doğrularına, ortaya koyduğu korunması gerekli yüce değerlerine çağırıyoruz. Bunu doğrudan yaptığımız gibi dolaylı olarak da yapmaya çalışıyoruz. Doğru yolda olduğumuz sürece bize yardımcı olmanın, saparsak bizi düzeltmenin sizlere, kardeşlerimize vacip olduğu kanaatindeyiz. (...) Bizi, üstünlüğüne rakib tanımadığımız İslam uğrunda, yanlışlarımızı düzelterek, eksiklerimizi tamamlayarak, destekleyiniz ve bunu yalnız Allah için yapınız ki size de bize de olumlu sonuçlar doğursun yapacaklarınız, (l Eylül 1981, sayı: 17)

Evet, malesef bu samimiyete inanılmamış, reddedilmiş ve denildiği gibi sapıklıkla itham edilmiştir. insafsızlığın böylesi nerde görülmüştür?

"İnsanın, kendini yaratılışına uygun olarak doyurabilmesi salt akıl ile gerçekleştirebileceği bir olay değildir. Mutlaka akıl vazgeçilemezdir, lakin akıl bütün sorunu çözücü değildir. Bu sebeple aklın İslam'daki yeri Akide nin kabulünde ve mükeffeliyetin başlaması için varlığının zorunluluğundadır. Bundan sonrası için akıl hüküm koyucu, detayları belirleyici olmayıp, Kitap ve Sünnetin Nass'İannı gerçeğine uygun biçimde, cereyan ettiği ortamın şartlarını bilerek hangi sebebe dayalı olarak bildirildiğini anlayıcıdır. Nass'lan anlayıcı ve uygulayıcı olmak demek, Din-İdeoloji-koymak demek değildir. Eşyanın sahibince bildirilen gerçeklerin, eşyanın gerçeğine uygunluğunu anlayıcı, kavrayıcı olmak demektir." (15 Eylül 1981, sayı: 18)

Hurafelerle doldurulmuş dinden insanlan uzaklaştırmak için gösterdiği gayretleri görmezden gelmek sorumsuzluğunu bizler kimden örnek alıyoruz!... O, yegane örnek olarak Allah'ın Resulü (s.av.)i insanlara hedef gösterirken, bazıları parsalarının azalacağından korkarak, toplumu O'ndan uzak tutmanın yollarını araştırıyor, buluyor ve uyguluyorlardı. Kısmen de olsa başaramadıklarını itiraf etmeliyim, çünkü, verdiği mesajlan anlayan az da olsa bir takım insanlar oluşmuştur. O, Rab'bine kavuştu. Bizlerin de eninde sonunda gideceği yer orasıdır. Ne yüzle Huzur'a çıkacağız. Bunun muhasebesini çok iyi yapmalıyız.
"Hz. Muhammed (a.s), Allah'tan başka Allah olmadığını, kendisinin de O'nun kulu ve elçisi olduğunu bildiren mesajı ile insanlara seslenmiş, seslendiklerinden kimisi O'nun çağrısının doğruluğunu kabul etmiş, kimisi etmemiştir. Genellikle kabul edenler, 'Makul' kimseler olmuşlardır. (...) Diğer bir kısmı ise birbirinden çok farklı olsa da gerçeği reddeden özellikleriyle birbirine benzer sebeplerle O'nun sözlerini reddetmişler, O'na yalancılık, sihirbazlık isnad etmişlerdir. (...) İnsanların da kabul veya redlerinde elbette akıllan birinci derecede rol oynuyordu. Bu sebepledir ki biz Akide nin kabulünde tek hakem Akıl'dır diyoruz. Keza Kuran da da yüzlerce defa düşünmüyor musunuz, akletmiyor musunuz? nevinden seslenişler görüyoruz ki bu seslenişler AKLA'dır. Akıl sahibi bulunmayanlar bu sözlerin muhatabı değildir." (l Ekim 1981, sayı: 19)

Her canlının ölümünden bir ders almamız gerektiği gibi O'nun da ölümü inşaallah bize hayırlı bir ders olur. Sağlığında ne demek istediğini anlayamayan insanımız bundan sonra aklını başına toplar. O'nun yönteminin doğruluğunun sağlamasını yapar da bundan sonra kendisine bir rota tuturur. Ben inanıyorum ki O'nun çaldığı maya tutmuş, az da olsa belirli bir kesimce verdiği mesaj algılanmıştır. Bundan sonra da bu ivme artarak devam edecektir.

"İdeoloji; akide ve Düzen'dir, aynı zamanda, Düzen-Nizam- ise dört ana unsuru içerisinde bulundurur. (...) Her ideolojinin 'Akide si birbirinden farklı olduğu gibi, getirdiği 'Çözümler', Çözümlerin uygulama metodu, Akideyi Koruma Metodu ve Aklde'yi Yayma Metodu da birbirinden farklıdır. (...) Bu dört unsurdan yalnız ilki düşünce nevinden olup diğer üçü ise Metod nev'indendir. (...) İslam, müşkillerin çözümünü Kitap ve Sünnetin Nass'larında ararken, Marks çareyi maddeden çıkarmaya, Laik Kapitalist-Demokratlk ideoloji de 'Olaylardan çıkarmaya çalışır, bunu yaparken de çözümlerin 'Din Dışı' oluşunda titizlenir. Zira Laik akide varlığını dine -Hıristiyanlık- tepkiye borçludur. Marksizmin de varlığını, Kapitalizme, Emperyalizme borçlu, bulunuşu gibi... İslam'da çözümlerin uygulama metodu Kitap ve Sünnetin Nass'larından istinbat olunur. Demokrasilerde ise olayların etkisinden kurtulamayan 'Akıl' herşeyin ölçüsü kabul edilir. Marksizm'de ise Madde'den çıkarılmalıdır, denilir. Akide'yi Koruma Metodu Demokrasilerde dinin hayattan uzak tutulmasına titizlenilerek ve kanunlarla bu husus temin edilmeye çalışılarak korunurken, Marksizm'de Nihilizm Dinsizlik kanunlarla resmen korunmaya çalışılır. İslam'da ise Aklde'yi Koruma Metodu Mürted Hükümleri İle gerçekleştirilir. Aklde'yi yayma Metodu'na gelince; Kapitalizm de uygulanan metod 'Sömürücülük-Emperyalizm-'dir.

Marksizm'de, maddenin tabiatında var olduğu kabullenilen 'çelişkl'nin harekete geçirilmesi İçin tüm proleteryanın çalışmasıyla bu yayılma gerçekleştirilir. İslam'da ise Akide 'Clhad' yolu ile yayılır. Cihad, İslam ıstılahında Küfür ve İslam arasındaki maniayı-engeli- kaldırmak için çalışmaktır, diye tanımlanmıştır." (15 Ekim 1981,sayı.-20)

İnancın temel yapı taşı olan fikir ağı örgüsü, bene ancak bu kadar net tarif edilebilir.
"Burada özellikle günümüzde çokça kullanılan ve çoğu kez de birbirine karıştırılan ve anlamlan da açık seçik bilinmeyen siyasi, idari, fikri, itikadl, ameli, içtimai, iktisadi, ve benzeri yaşanan hayatın vazgeçilmez bölümleri ile ilgili ana kavram-lann taalluk ettiği olayların gerçeğini ve bu gerçeğe müteallik İslam'ın kazandırdığı anlamlan vermeye çalışacağız. Bu arada yer yer bunu mukayeseli olarak da yapmaya gayret göstereceğiz. Ki bazı kavramların gerçek anlamlan ile anlaşıldığı günlerden çok uzaklarda bulunuşumuzun üzerine çökertilen İslam dışı anlayış ve kültürün etkisinden kaynaklanan bulanmışlığı duruluğa tahvil edebilelim. (...) İnsanlar arasında anlaşmayı kolaylaştıracak, kavram beraberliğinin gerçekleştirilmesini sağlayacak bir geniş anlayışla mezheplerin değil, dinin önem verdiği ve üzerinde hassasiyetle durduğu anlayışı vermeye çalışacağız. Üzerinde birleşilmesi gereken şey teferruat olmayıp asıldır. Ve asıl İslam'dır. İslam ise Kitap ve Sünnet'tir. Evet mezhepleri teferruat, Din -İslam- asıldır. (...) Biz biliyor ve her münasip vesile ile belirtiyoruz ki gerçek akıllılık başka akıllıların da akıllarından yararlanmak ile mümkündür. Bizatihi aklın çokluğu, üstünlüğü ile değil. Başkalarının akıllarından yararlanmanın yolu ise İslam ile gösterilmiş ve 'meşveret' Allah tarafından 'metod' olarak belirtilmiştir. Bizi buna riayet edenlerden bulacaksınız, inşaallah." (l Kasım 1981, sayı: 21)
Kendi düşüncesini ve izleyeceği yöntemi bu kadar net ve pürüzsüz anlatan, üstelik sorgulanmaktan da kaçınmayan bir fikir adamı idi, Ercümend Özkan.

Dikkat edilirse Resulallah (s.a.v) günlük hayatında bir 'Mesaj'ın sahibi idi ve O, mesajı ile tanınıyor, biliniyordu. Böylece de peygamberin mesajı gündem konusu, üzerinde düşünülmesi, doğru veya eğri, hakkında konuşulabilmesi mümkün olabiliyordu. (...) Dünya hayatının sonunda kendisine sorulacağı sorulardan kesinkes emin olarak tebliğ ile meşgul oluyordu. Tabii ki hem sözle onu söylüyor, anlatıyor, hem de tavırları ile mesajını iletiyordu. (...) her müslümanın bildiği veya bilmesi gerektiği bir gerçeği vurgulamak istiyoruz ki gereği gibi müslüman olmanın yolu mutlaka Kftab'ı ve onun pratiği sayılabilecek Sünneti bilmekten geçer. Bunun başka yolu yoktur. İslam yaşanmak İsteniyorsa bilinmelidir. Yaşatılmak istenirse yine bilinmelidir. Ve kafalarımız İslam ile doldurulmalıdır ki onda boşluk kalmasın ve bu boşluklar İslam dışı dünya görüşleri ve kültürlerle doldurulmasın. (...) Meselelerini İslam Mantaliteside değerlendirmeyi ve sonuç çıkarabilmeyi öğrenenler, meselelere ve çözümlerine İslami açıdan hakimdirler. Diğer bir tabirle de İslam onlara hakim durumdadır. Ve İslam başka bir hakimiyetle ortaklık, hissedarlık kabul etmeye gerek duymayacak kadar kendine yeterlidir." (15 Kasım 1981, sayı: 22)

Biz biliyoruz ve şahitlik ediyoruz ki aynen söyledikleri, anlattıkları gibi kendisi de yapıyordu. Bundan da hiç bir taviz vermiyordu.
"Bizim bütün dünyamız inancımızın bize çizdiği dünyadır ve bir müslüman olarak herşeyi onda buluyor, herşeyi onunla anlamlı görüyoruz. İslam olmak ne güzel, müslüman olmak ne mutluluk... Biz bütün insanların bu mutluluğu duymasını diliyor, buna vesile olabilmek için çalışıyoruz." (15 Aralık 1981, sayı: 24)

Evet, fazla lafa ne gerek var. Ağabeyimizi kendi sözlerinden daha iyi anlatacağımızı zannediyorsak aldanırız diyerek sözlerime son veriyorum. Allah (c.c) rahmetiyle yarlığasın ve ecrini gani gani versin.


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki   Sonraki >