|
İbrahim ERYİĞİT ve Selami YABANDAĞ Musa Çağıl ile gerçekleştirdikleri söyleşi.
(Ankara'da bir kış akşamı. Daha çok "Saatçi Musa" olarak bilinen Musa Çağıl'ın Batıhandaki bürosundayız. Burası bir işyeri olmasından çok, koyu sohbetlere mekan olmuş nadide yerlerden biri olarak anılagelmektedir. Musa Çağıl'ın hayatı çok yoğun yaşamasından dolayı, bu söyleşi daha geniş tutulamadı. Diğer yandan, Özel Sayı'nın hazırlıklarının son aşamaya gelmesi bu söyleşiyi kısa tutmaya zorladı bizleri. Musa Abi'den ileride geniş bir söyleşi sözü alarak, rahmetli Ercümend Özkan'a odaklandık ve Musa Çağıl'ı dinlemeye koyulduk.)
- BiIiyoruz, Ercümend Özkan'ı anlatmak çok zor. Bize kısaca onunla tanışmanızı, dostluğunuzu ve birlikteliğinizin boyutlarını aktarabilir misiniz?
Ercümend Bey'le tanışmamız 1964'te olmuştur. O zamanki saatçi dükkanımız müslümanların sık sık uğradığı bir yerdi. Ercümend Bey'le dostluğumuz böyle bir mekanda gelişmiştir. O günler Ercümend Özkan'ın Hizbu't-Tahrir ile ilgilendiği günlerdi. Kendisiyle sık sık bu konu hakkında konuşmalarımız, münakaşalarımız olmuştur. Ercümend Bey, "delişmen bir Türkmen" olduğu için hızla o faaliyetin içine girmişti. Bense, 1952-60 yılları arasında, Ahmet Emin Yalman meselesi yüzünden bir hapishane tecrübesi yaşadığım için biraz daha ihtiyatlı davranmayı tercih etmiştim. O dönemde, hapishane yıllarında Nurcuları, Ticanileri ve Bursa'da "heykel kırma ve Mehdi olayı" ile ilgili kişileri yakından tanımakla Türkiye'deki İslamı çalışmalara vüküfiyet kazanmıştım. Bu intibalar, bana insanlara karşı daha ihtiyatlı yaklaşmayı öğretmişti.
Ürdün'den gelen Hizbu't-Tahrirciler, Türkiye şartlarını bilmediklerinden, Türkiye şartları dışında bir durum sergilediler. O dönemde, Türkiye müslümanları İslamı açıdan çok geri durumdaydılar. Onlarsa Kur'ani bir akide sergiliyorlardı. Fakat, siyasi tutumları Türkiye'nin şartlarıyla taban tabana zıttı. Onlar bir beyanname ile Hilafet İlanı şeklinde bir konu ortaya atmışlardı. Bu mevzuda bir tartışma çıktı. Ben onlara, "Siz bu fikirlerinizle Türkiye'de tutunamazsınız. Çünkü bu tür şeyleri Türkiyeli müslümanlar hazmedebilecek durumda değil", demiştim. Onlarsa beni korkaklıkla itham etmişlerdi. Ben de, "Eğer korkak olsaydım, bu kadar hapishane yıllarından sonra bu işe devam etmezdim. İmanım korkaklığıma manidir", demiştim.
Ben bu noktada Ercümend Özkan'ı uyarmıştım. Ercümend Bey, daha sonra bir imamın ihbarıyla aranmaya başlandı. Ercümend Bey, kaçak olarak Ankara'da epey dolaştı. O sırada zaman zaman bana da uğruyordu. Ve aynı tartışmalarımızı sürdürüyorduk.
Kendisi çok samimi bir müslümandı. İslami meselelerdeki vüküfiyeti ve ihlası sayesinde, kendisinde bir irfan ve feraset gelişmesine yol açmıştır. Bu yüzden, yıllarca İslamı alanda akademik çalışma yapanlara göre, daha arı-duru bir İslamı anlayış ve bu anlayışı siyasi hayata aksettirebilmiş bir kişilik ortaya koyabilmiştir.
Hapishane yıllarından sonra, O da hatasını anlamıştı. Hata, itikadı ve ilmı anlayışta değil, sosyal ve siyasal davranıştaydı. Daha sonra İslam'ı anlamada fevkalade çalışmalar yaptı. Bilahere İktibas Dergisi'yle kendisini ortaya koydu. İktibas Dergisi'ndeki yazıları Ercümend Özkan'ın karakterini, kişiliğini, kapasitesini, davranışlarındaki samimiyetini ifade etmesi açısından yeterlidir.
Davasında çok samimi olması hasebiyle yaptığıbazı konuşmalar, bir kısım alıngan müslümanlar için zaman zaman kırıcı olmuştur. Bazıları ise, bu yolda beraber olma mertliğini gösterememişlerdir. Rahmetlik, işte böyle bir er kişiydi.
- Düşünsel dostluğun dışında kişisel dostluğunuzu da biraz açar mısınız?
Biz, Ercümend Bey'le ailece de görüşürdük. Fevkalade beğenip sevdiğim, çok samimi, arı-duru bir dostluğu vardı. Bu dostluğa dayanarak "sözünü dudaktan, gözünü budaktan" sakınmazdı. Bu yönüyle dost görünen birçok arkadaşını gücendirmiştir. Ben, onun huyunu, mizacını iyi bildiğim için hiçbir zaman gücenmedim, dostluğumuzu vefatına kadar sürdürdüm.
Yüreği cihad sevgisiyle dolu bir şehid er kişidir Ercümend. Dostluğumuz süresince, hiçbir zaman bu coşkusunun eksildiğini görmedim. Zaten, hayatı boyunca yaptıkları da bunun bir delili ve göstergesidir.
- Ercümend Bey'in davasını ortaya koyarken tavizsiz çizgisi, sözünü sakınmazlığı O'nu bir anlamda yalnızlığa mı itmiştir?
Ercümend Bey, hiçbir zaman yalnız kalmamıştır. Vefatından sonra da dostları, talebeleri tarafından dergisinin aynı kadroyla devam ettirilmesi bunun bir kanıtıdır. Aynı zamanda, herkesle, çok kişiyle anlaşmak da marifet değildir. Davasında samimi olan kimse, tabiatıyla karşısında çok kişiyi bulacaktır. Hatta, bazen kendisinden olduğunu zannettiklerini de.
Bu davada ona ayak uydurmak çok zordu. Belli kilometrelerde bazı arkadaşları döküldüler. O'nun şahsi bazı davranışları, çok basit özel olaylar bile bir takım arkadaşlarının ondan ayrılmaları için esbab-ı mucibe olarak değerlendirildi.
- Efendim, bu sohbet için çok teşekkür ederiz.
- Ben teşekkür ederim.
|