|
Bereketli bir ayda, 1415 Ramazan'nın ilk haftasında, Ankara'da tertiplenen "Kur'an Sempozyumu"nda beraber olacaktık. Olmadı. Ercümend Bey o günlerde imtihanını tamamlamıştı. Rahmete ulaşmış olur inşallah.
Ercümend Ercümendler kolay kolay yetişmiyor. Yakın tarihin son yüzyılı, seküler bir yapılanmayı artık su yüzüne çıkarır olmuştu. Genç düşünürümüz Mengüşoğlu'nun dediği gibi: "...İnsanlar durağan bir yaratık değildir". Ya zannı saplantılara takılıp kalır, ya da vahye muhatap olmak şerefine yükselir; ufuklara doğru yol alır. Bu güzel yol alışları durduran, müellifimize göre, biz de öyle düşünüyoruz, insanın insana teslimeyeti paganizmidir. "... bu kör teslimiyet düşünce alanında (gaflete düşen) müslümanların mevcut felaketlerini hazırlayan faktörlerin başında gelmektedir". Öbür yanda da rasyonalizm girdabına düşmüş filozofi teşviş eder durur. "... felsefe ise fehmetmez belki vehmeder", "... akıllı olmayı seçmek en akıllı yoldur." Nebiler Cennet'e," "filozoflar cinnete çağırır"dı. Mengüşoğlu Metin Bey şunu da söyler: "... taklit hiçbir biçimiyle insanı bir davranış değildir". Doğucuları perişan eden taklit, batıcıları da tedirgin etmeye çoktan başlamış bulunuyor. "... çoğulcu, çoğulculukçu kafa şirke yakın kafadır". Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de "... kronik Emevi' düşmanlığı, devrimden sonra İran etkisiyle gündeme girdi. "... Anti Emevi Abbasi çoğu tarihçiler de bunlara kaynaklık ediyor. (*)
İşte böyle bir vasatta, salim kalabilmiş Ercümendler; Ercümendler nasıl gelip geçtiler? Şahit olduğumuz kadarıyla, neslimiz yiğit kahramanları da gördü. Mesela yılmaz bir mücadele adamı; edebi sanatlarda da üstad Necip Fazıl fıkhı birikimin değil, gizemli meşrebindeki samimi inanışıyla İslam karşıtlarına vurdu da vuruldu da ölünceye kadar yılmadı. "surda bir gedik açtı" imanın hazzını tattı ve tattırdı. Mesela kafasındaki Gökalp'çiliği yüreğindeki yiğitliğiyle yıkamayı hedeflediğini sandığımız, gerçekten serden geçtiğimiz, Osman Yüksel, İslam-Türk karması davası uğrunda mahpusluklarla, meb'usluklarla uğraşıp durdu. Elbette benzerleri de saymakla bitmez. Cenabı Hak cümlesinin taksiratını af buyurur inşaallah.
Ercümend kardeşimizin İslam'a bakışında hurafesiz, bid'atsız ve tavizsiz bir kişilik vardı. Girişimleri, bilhassa davranışları efemsiydi. Klasik ifade tarzlarınm yerine efemsi çıkışlarını, bazen argolarla cazibelendirirdi. Ancak onu dikkatli dinlemeyen muhatapları net tanıyamıyorlardı. Hatta bazı sünnetsizler gibi sünnete karşı sanıyorlardı. O hiç de öyle değildi. Sıhhatına kavuşamadığı rivayetleri, her düşünen mümin gibi ihtiyatla karşılardı. Fakat bu tavrı alışılmadık türden olduğu için, bilhassa hurafi kesimin zebunları tarafından ve bir de siyaseti politikaya çevirenler tarafından yadırganıp duruyordu. Hatasız değildi. Mesela onunla aramızda bazı tetkik ihtilafları vardı; Sünnet-i Resul'ün vahiyle olduğuna kani değildi. Bunu yazmıştı da. Biz de kardeşçe cevaplamıştık. Son Malatya'ya geldiğinde tekrar onu konuştuk. "Kur'an'a Muhatap Olmak" adlı eserde yinelemiştim, söyledim. "Bakarım ikna olursam kabullenirim." demişti. Yani dinin esasları uğrunda, tebliğ şekillerinin dışında, ihtilaflarımız olduğunu hatırlamıyorum.
Onu Musa Çağıl kardeşimizin dükkanmda ilk defa tanıdığımda çok sevmiş, fakat aşırı bulmuştum. Bize aşırı gelen hususları belki de davasının eri, dininin sevgilisi olmasındandı. Allah taksiratını af, rahmetini üzerinde bol etsin.
Bkz. Düşünmek Farzdır., Metin Önal Mengüşoğlu, 1995 baskı, Sahifeler 45, 126, 141, 132, 164, 75.
|