|
1974 yılıydı. İslam ile tanışalı henüz 1-2 yıl olmuştu. Üniversitenin ilk yılı ve Ankara'dayım. Hidayetime vesile olan büyük insan, şehid Ubeydullah Dalar Hocamızla sık sık mektuplaşıyor, İslami ızdırabı, içinde yaşadağımız sistemi, bundan kurtuluş yollarını araştırıyor, bir pervane gibi ışık zannettiğimiz her pırıltıya koşuyor, böyle olmadığını görünce yeni arayışlara giriyoruz.
Merhum Ubeydullah Hoca dostlarından ismini, adresini öğrendiği Ercümend Bey'le tanışmamı mektubunda isteyince gidip adresinde kendisini buldum. İlk bakışta insanda etki bırakan, ciddi, heybetli, etkileyici, ama sıcak ve insanı kendine çeken bir şahsiyetle karşılaştığınızı farkediyorsunuz. Ben hemen konuya giriyor, delikanlılığın, İslamı heyecanın verdiği kaygılarla, daha fazla sabretmeden 15'nci dakika İslam Devletinin hangi metodla kurulabileceğini soruyorum... Sanıyorum biraz yadırgamıştır. Biraz daha ciddileşti, sonra bana Kur'an-ı okuyup okumadığımı, Peygamber (a.s.) ın hayatını bilip bilmediğimi, bununla ilgili eserleri okuyup okumadığımı sordu. Biraz mahçup olmuştum. Peygamber (a.s.) ın hayatıyla ilgili çok az şeyler okumuştum. Gecegündüz çok yoğun şekilde önüme gelen kitapları bir-iki günde bitiriyordum, ancak aklıma bu kaynaklara yoğun şekilde eğilmek gelmemişti. Sonra bu kaynaklarda metodun yattığına dair kimsede pek malumat da yoktu... Bende biraz şaşırdım. Acaba bu ağabey benimle ilgilenmemek, birkaç söz söylememek için mi konuyu buraya çekti diye de düşündüm. Biraz daha sohbet ettik. Kendisi bana bazı eser isimlerini vereceğini söyledi ve bunları okumamı istedi; Peygamber (a.s.) ın hayatını bilmeden bu sorulara cevap bulamayacağımızı izah etti, listeyi aldım ve ayrıldım. Daha sonra birkaç kez hal hatır sormak için uğradım. Söylenen kitaplarında peşine düştüm, zamanla hemen hemen hepsini okudum. Gerçekten de ondan sonra düşünce ufkumda, bakış açımda büyük değişiklikler olmaya başladı.
Daha sonra beni 1000 km. mesafeye rağmen buldurttu, bir beraberlik başladı. Düşüncelerini bu dostlar vasıtasıyla periyodik olarak aktardı. Gerçekten düşüncemde, davranışlarımda büyük bir değişiklik meydana gelmişti. Artık İslamı mücadelenin, İslamı kurallar içinde yürüyebileceğini, bunun olmazsa olmaz bir şart olduğunu, Resül(a.s.)'ın sünnetinin belirleyici ve vazgeçilmez olduğunu, referansını Kur'an ve Sünnetten almayan hiçbir hareketin İslamı kabul edilemeyeceğini, geçici başarılar olsa bile bunun devamının mümkün olmadığını, çok daha önemlisi ise her hareket ve düşüncemizin Allah'ı razı etmeye yönelik olması gerektiğini, başarı veya başarısızlığın önemli olmayıp, Allah'ı razı etmenin önemli olduğunu, düşünürken veya birşeyi kabul ederken bunun kaynaklarda mutlaka delilinin bulunması gerektiğini, aksine davranışın İslamı olamayacağını, bu düşünce ve amellerin ise Allah nezdinde makbul olamayacağını çok güzel bir biçimde öğrenmiş oldum.
Bu öyle değerli bir anlayış ki sizi her zaman için hatalardan korur, liderlerinizin hatalarını size gösterir, iş ve işleyişinizi sırf Allah rızasına tahsis etmenizi imkan dahiline sokar, hata yaptığmız vakit geri dönmenizi sağlar, geri dönmezseniz bile hatanın nefsinize ait olduğunu sürekli size hatırlatır ve kapıları açık tutar. Saf İslamı anlayış ve sahih sünnet bu nedenle çok çok kıymetli...
Bu bir bakış ve görüş meselesidir. Nice hafız Kur'an-ı anlamadan ezberinde tutar, ama o muazzam yükten istifade etmeyi aklından bile geçirmez, o sadece kendisini eksiksiz ve hatasız bir tilavetten sorumlu görmektedir. O hafıza eğer bu bilinç verilmemişse davranışlarında büyük bir ihtimalle İslam'a aykırlıklar göreceğiz demektir. Amaç İslam ise, İslam'ın tarif ettiği gibi yaşamak dışında bir yol ve yöntemimiz olamaz. İşte merhum Ercümend Bey'in en önemli amacı, işlevi, Türkiye'ye en büyük katkısı bu alanda olmuştur diyebilirim.
1970 ve sonraki dönemler için söylüyorum, Nebevi yol veya Sünnete uygun yol, metod dediğiniz zaman çok insan size şaşırarak bakardı, bunlar ne demek diye. Çok insana mücadele mücadeledir, ne demek sünnet metodu? diye bize kızdığı da olmuştur. O tarihlerde saf İslamı anlayış içinde demokrasi, batı-doğu sentezi, laik eğilim, değişik yabancı unsur taşımayan çok az düşünce vardı. Olanlar varsa bile çok az ses getiriyor, bunların etkisi az oluyordu. Merhum Ercümend Bey herşeyin karman-çorman olduğu, eğrinin-doğrunun birbirine karıştığı, hiçbirşeyin tam olarak yerine oturmadığı bir ortamda, insanlar vatan-millet-sakarya-ayasofya ile uğraşırken (ayasofya diye yazarken acaba yanlış anlaşılır mıyım diye hala biraz çekindiğimi söyleyeyim) mücadelesini yukarda bahsettiğimiz hayati bir konuya hasretmişti. Bugün iyice anlaşılmaya başlamış bu konu o gün için çok yabancı ve önemliydi. Çünkü insanlar arayış içinde önlerine gelen herşeyi İslam zannıyla kucaklayıp, büyük yanlışlıklar yapabiliyor bu nedenle ya ilerde yanlış yöntemler nedeniyle olmadık hatalar yapıyor veya yılmaya başlayıp geri duruyorlardı. Bu nedenle bu mesaj çok önemliydi. Hala da çok önemlidir. Kendisi doğruluğuna inandıktan sonra bir hayatını bunun anlaşılması için harcadı. Gece-gündüz, genç-yaşlı, uzak-yakın demeden kendisine mesaj ulaştırılacak bir insan, bir grup, bir kitle varsa Ercümend Bey onlara seve seve gitti. Doğruları ikame etme çabasıyla tüm gücünü buna harcadı.
Ercümend Bey bu düşüncelerin ayrıca düşünceden hayata geçmesi için de büyük çabalar harcamıştır. O'nun hayali, müslümanları şemsiyesi altına alacak muvahhid bir devletti. Bunun için çok çırpındı. Ancak Türkiye'nin birikimi ve insanı henüz buna elverişli olmadığından olsa gerek bu alanda fazla bir mesafe alınamadı. Ama o sanki bu yarın mümkün olacakmış gibi bitmez bir azimle sürekli bunu amaç olarak müslümanların önüne koyardı. Bu amaç için gücünü fazlasıyla zorladığına inanıyorum. Bu uğraşıda kendisini korkutan bir engel yoktu. Devletin, polisin, başka insanların, grupların, kanunların, cezanın kendisinde uyandırdığı bir korku yoktu. Onun korktuğu sadece ve sadece Allah'tı... Bildiğini, doğru bir biçimde ve müeyyidesi var mı-yok mu düşünmeden olduğu gibi ortaya koymak vazgeçmediği en güzel meziyetlerinden biriydi. Muhatabı önemli değildi. Bu DGM Başsavcısı da olabilirdi, hitap ettiği tüm Türkiye de olabilirdi veya yargılandığı ve ceza verebilecek mahkeme heyeti de olabilirdi. Onun için önemli olan mesajın dosdoğru muhatabına ulaşmasıydı. Bilmiyorum bu cesaret kaçımızda var. Ve bu cesaretin kaynağı Allah sevgisi ve korkusunun temeli olan iman dışında ne olabilir.
Peki düşündüklerini neden başaramadı... Bu Rabbimizin takdirinde olan bir şeydir. Ercümend Bey'e düşen tebliğ idi. Bunu hakkıyla yaptığına şehadetimiz gerekirse şehadet ederiz. Ama hiç mi yanlışlık yapılmadı? Elbetteki vardı ve beşer için kaçımlmazdır. Fakat keşke bizlerde onun azmini, kararlılığını, fedakırlığını, çalışkanlığını gösterebilsek. Sağlığında kendisini çokça eleştirirdik. Tabii bu da Allah rızası içindi... Ancak yokluğunda değerini çok daha iyi anladık. Bu soluduğumuz havaya benzer. Hava yağışlı, sisli, dumanlı ise yakınırsınız. Ama ya birden bire soluk alacağınız hava bulamazsanız ne olur? İşte bunun gibi biz de çok daha iyisi için kırıcı tartışmalar da yapmışızdır, ama onun kadar azimli de olamamışızdır.
Ercümend Bey kanımızca büyük bir değerdi. Bu ülkenin nadide yetişen kıymetlerinden birisiydi. Bu ülke müslümanlarının ufkunun genişlemesinde, düşüncelerinin berraklaşmasında ve sahih sünnetin müslümanlara anlatılmasında çok değerli katkılara sahiptir. Benim gibi birçok müslümanın yetişmesinde, yanlışlıklarının tashihinde büyük emekleri vardır. O müslümanlara mal olmuş bir değerli müslüman ve mücahiddi. Yokluğu gerçekten içimizde bir boşluk oluşturdu. Onun gibi değerleri nasip etmesi temennisiyle Allah'tan kendisine tekrar tekrar rahmetler diliyoruz. Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun...
|