Ercümend Özkan Özel Sayı
Görüşler
İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun 





| İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun |
|
|
|
| Yazar Yılmaz Yalçıner | |
|
Ercümend Özkan Ağabey de Dar-ı Beka'ya irtihal etti. Sağlığında yazsaydın a, iki satır, be gafil adam, şimdi oturup ardından ağıt yakacaksın; yakışıyor mu hiç? Vallahi doğrudur hiç ama hiç yakışmıyor. Bu sebeple acım ikiye katlandı. Hatta üçe... Çünkü, Ercümend Ağabey, dargın olmasa bile, üstelik bana kırgın gitti. Parti kurmak istiyordu. Fakiri adam yerine koydu, itişareye davet etti. Davetine icabet ettik bizim Ömer'1e... Gittik, "Biz zaten kamu haklarından mahrum kişileriz, bizimle ne parti kurulur ne de turşu. Bizimle olsa olsa dağlara gidilir, çadır kurulur" dedik. Bu kadarla da kalmadık. Refah dururken, böyle bir teşebbüsün yanlış olacağına dikkati çektik. Güzel konuşurdu. Tatlı sert konuşurdu. Delilli konuşmayı sever ve başarırdı. Ne kadar anlattıysa da, bizden kendisine destek alamayacağını anlamanın hüsranını içine gömmek zorunda kaldı. Ayrıldık. Derken, televizyon kanalı kurmak istedi. Bir telefon, iki telefon yetmedi ta İstanbul'a çıkageldi. İlla, Ankara'ya nakli mekan eylememi ve bu televizyon işinde kendisine yardımcı olmamı istedi. "Be birader..." deyişi hala kulaklarımda, "...mapus damından çıktın, işsizsin. Elinden tutan mı var? Gel şuradan çoluk çocuğunun nafakasını çıkar, diyen mi var? Avare oldun bu İstanbul'da... Sana, iş ise, işte iş teklif ediyorum. Evini barkını bugün tutup, olduğu gibi Ankara'ya taşıyalım. Be adam, Allah için çalışacak mısın, yoksa böyle köşene çekilip kös kös oturacak mısın?" dedi. Kem küm ettim. Pabuç bırakmazdı kem kümlere, üstüme üstüme, nasırıma damarıma basa basa geldi. Bunaltacak ve bana "He..." dedirtecekti. Gerçekten bunalmıştım ama, he demek yerine pattadak, "Abi, biz geçinemeyiz..." deyiverdim. "Neden geçinemez mişiz? İşte Kur'an, işte sünnet" diye hışımla kaşlarını çattı. Ne kadar severdi her ne olursa olsun meseleyi Kur'an ve sünnet"e havale etmeyi... Ahlakının en keskin yanı haline gelmişti bu üslub. Gıpta etmemek imkansızdı. Ben yine de; "Abi, seninle benzer mizaçlıyız. Deli dolu adamız. Çalışmamız zor olur. Hele ki, mapus damından hayli yorgun çıktım. Koş, dersin koşamam. Otur dersin, bakarsın kalkmış koşuyorum. Buradan, gücüm yettiğince katkıda bulunayım fakat, sen, beni bu işten halas et!" dedim. Kızdı, "Yazıklar olsun!" deyip çıktı. Kapıya kadar uğurladım. Selam verip gidecek. "Sana beddua etmeye dilim varmıyor. Varsaydı, güvendiğin dağlarda sürün, derdim. Dememe ne hacet, O güvendiğin dağlar seni süründürecek!" dedi. Sayın ki iki yıl oldu, bir daha görüşmedik. Bahtımızda ardı sıra yazmak varmış. Övgüler, düzemem... O şöyleydi, o böyleydi... diyemem. Sağlığında yapmam gereken yapmadığıma yapamadığıma şimdi yeltenmekten utanç duyarım. Nitekim bu türden yazıları, hakkında verilen taziye ilanlarını okuyunca da utanç duydum. Rahmetli Metin Yüksel için, gazetelerde günlerce süren taziye ilanları ve o ilanlardaki methiyeleri hatırladım. Aradan yıllar geçti. Metin'in arkasından methiyeler yağdıran, makam, mevki, para kasa sahibi oldular, unuttular gitti o genç yiğidi... Metin'in kabrini otlar bürüdü... Hakkında yazılanlar, sararıp soldu, gazete kolleksiyonlarından kütüphanelerin tozlu raflarına yürüdü... Nedense biz hep yapıyoruz bunu... Düşmanla uzlaşmanın şabalaklığında şahsiyetimiz iğdiş olurken, gerçekten uzlaşmamız gerekenleri; bizden olan, ama bizden farklı düşünen; alnını secdeye koyan, Kıb1e'mize yönelenler olduğunu; yani en evvel kardeşlerimiz olduğunu bir türlü farkedemiyoruz. Aksine, kardeş çürütmeciliğinden neredeyse zevk alıyoruz, diyesim geliyor. Karalıyoruz, bühtan ediyoruz. Yetmiyor boykotlar ilan ediyor, yalnızlığa itekliyoruz. Ercümend Ağabey'e yaptığımız böyle değil miydi? Hakkında demediğimizi koymadık. Ne deliliğini bıraktık, ne mezhebsizliğini. Ne aşırılığını koyduk, ne ajanlığını. Oysa, o bizden farklı da düşünse; Allah yolunun yangın neferlerinden biriydi. Dilinin kemiği yoktu; sertti, nefslerimize giran gelse de, bildiğini bağıra çağıra yazar ve söylerdi. Belki de sebep, işte o söyledikleri giran gelen nefsimizdi. Yoksa rahmetliyle yüzyüze gelip de, onun delilli konuşması karşısında düşüncelerine daha sağlam dayanaklar bulup oturtabilenlere pek rastlamadım. Çünkü, varı yoğu Kur'an'dı. Sünnet düşmanı derlerdi ama, hayır; sonraki varı yoğu Sünnetti. 1981'den beri düzenli çıkarmayı başardığı "İktibas"ın 7. yılına girerken şu yazdıkları, bunun Haşr gününe intikal edecek belgesidir. Şöyle diyordu; "İslam olanların, temel kavramlarında birlikteliği, İslam'ın gereklerindendir. Tabii ki, davranış birlikteliğini de bu temel kavramlardan hareketle beraberliğinin doğuracağı güç. İslam'ın gücünün...İslam, üzerimizde ne kadar bulunur, ne kadar bizimle ayrılmaz bir kaynaşmışlığa ulaşmış olursa, o nisbette İslam, bizde temsil edileceği gibi, bizler de İslam'ı teslim etmeye hak kazanırız, Örneğimiz olan Peygamberimizin, imrendiğimiz Sahabei Kiram'ın izzetleri, İslam'ı hayatlarının sebebi saymaları değil mi idi? Kur'an'ı ahlak edinmenin, Peygamberi "örnek" yapan nitelik olduğunu söylememek mümkün mü? O'nu ve arkadaşlarını, Allah'ı razı eden müslümanlar yapan kitap, Kur'an'dı. Kur'an işlevini sürdürüyor ve üzerine bir başka kitap gelecek de değildir. Aynı seviyeli kişiliğe sahip olmak isteyenler için Kur'an, dimdik ayakta değil midir? "Hevalarına (nefislerinin sınırsız arzularına) uymak isteyenlerle, Allah'ın kulları için gönderdiği vahye uymak isteyenlerin dünyası olarak, dünya hiç değişmemektedir. Ta, Adem (a.s)'den bu yana, bu gerçekte değişiklik görmemekteyiz. Biz seçimini vahye uyanlardan, vahye teslim olanlardan yana yapmış olanlardanız. Kim ki, seçimini hevasına teslim olma yolunda yapmıştır; inansa da inanmasa da insanların diriltilip hesaba çekileceği günde, hüsrana uğrayanlardan olacaktır. "İnandık demekle bırakılıvereceğini sananlar" aldananlardır. Bu dünyadaki hakimiyetlerinin süresini bilmeye bile kadir olamayanların, Allah'a meydan okumaları kadar acınacak bir hal var mıdır? Allah'a dayanarak O'nun hükümlerine tabi olanlar, biliniz ki, güçlüsünüz!" Amenna ve saddakna... Mekanın Cennet olsun, ağabey. (Beklenen Vakit / 27 Ocak 1995)
Favorilere Ekle Sık Kullanılanlar E-posta ile Bildir Okunma: 118 Yorumlar (2)
![]() Yazan sertan, Haziran 19, 2008
:P :-* :-* :) ;) :D
Oylar: +0
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Yazan sertan, Haziran 19, 2008
site kuramak istiyorum nasıl kurabilirim
Oylar: +0
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|