|
Öldüğü yerden binlerce kilometre uzakta, tesadüfen girdiğim bir Türk lokantasında, masa üzerinde gördüğüm bir gazeteyi karıştırırken, "Ercümend Özkan toprağa verildi" ibaresini okuyor ve hüzünle doluyo-rum.
"Onlar ölümü ve haşr'ı uzakta, biz İse çok yakında görüyoruz" diyen ayet-i kerime, bu vesile ile bir daha bize bu dünyanın geçiciliğini hatırlatıyor, çaresiz ölümün bir gün kapımızı, hem de aniden çalacağını haber veriyor.
"İnna lillah ve inna ileyhi raciun" biz Allah'ınız, ve O'na dönücüleriz"
Uzun yıllardan beri tanırdım Ercüment Bey'i. O meş'ur 163'ün onu yakaladığı günlerden beri.
Yıllarca hapishanede yattıktan sonra, "İktibas" dergisiyle tekrar müslüman toplumuna katılmış, onun dertleriyle dertlenmişti.
O kadar enerji dolu idi ki, davası için parti açma girişimlerini bile başlatmıştı rahmetli.
Bazı konularda anlaşmamamıza rağmen, dostluğumuz hep devam etti onunla...
Daha bir kaç ay önceydi. Bir konferans için geldiği Sakarya'da, bizleri hatırlamış, ziyaret etmişti fakültede. O zaman biraz yorgun görmüştün kendisini. Buna rağmen, yine malum konularda karşılıklı olarak bilgi alışverişinde bulunmuş, minik bir münazara bile yapmıştık. O, kendine özgü tebessümü ile, "Azizim Süreyya Bey" deyişi hâlâ kulağımda bir hatıra olacak çınlamakta.
Zavallı Süreyya, ne bilsin ki bir kaç ay sonra, bu tatlı tebessümlü ziyaretçinin ebedi ve sonsuz bir yolculuğa çıkacağını?
Ama her zaman böyle olmuyor mu? Ölüm meleği her gün bir tanıdığımızı alıp götürürken, ardından aynı sözleri söylemiyor muyuz? Zaten böyle olmazsak, nasıl anlaşılır ki ilahi yazgıya karşı olan gafletimiz?
Seksen bir yılında, davetli olarak İran'a gittiğimizde, o da vardı heyette. Esat Hoca, Mehmet Hatiboğlu Hoca, Cengiz Çandar, Abdurrahman Dilipak ve diğerleriyle kırgınlığa varmayan "seyahat münazaraları" olmuştu.
Hey gidi yalan dünya, sana neden bu kadar bağlanıyor, çadırımızın kazıklarını derinlere çakıyoruz ki? Neden düşünemiyoruz en derin çadır kazıklarının da bir gün yerinden söküleceğini ve sahibinin alınıp götürüleceğini? Kur'an ve Sünnet senin geçiciliğini anlatır dururken, kimler kafamıza işledi, "hiç ölmeyecekmiş gibi sana çalışacağımız" hurafelerini? Zaten bütün kayıplarımız bu yüzden, yani her şeyimizle sana bağlanmamızdan kaynaklanmıyor mu?
Ercüment Bey'in ardından, bizler de bırakıp gideceğiz bu dünyayı... Kim bilir toprak altında bizleri neler bekliyor?
Allah Ercümend Bey'in de, bizim de hesabımızı asan eder inşaallah...
Mağfur olanlardan olasın Ercümend Bey...
Yeni ŞAFAK, 3.2.1995.
|