|
Bu iki kelime, bir inanç ve eylem adamının hayatının özetini veriyor bize.
Yazının başlığı bana ait değil. O'nun da, benim de müşterek dostumuz olan Süleyman Arslantaş'a ait. Birbirimize başsağlığı diliyorduk. Arslantaş: "Gene eylem üzerine yakalandı. Yani, "cürm-ü meşhu oldu" diyerek bir hayatı özetleyiverdi.
Son seyahatine beni de çağırmıştı. Özür dileyerek katılamayacağımı bildirdiğimde, sesindeki kırgınlığı ömür boyu unutabileceğimi sanmıyorum. Son daveti olduğumu nereden bilebilirdim ki!
Heyhat! O hep davet etti, ben ise hep mesafeli durdum. Bundan dolayı olsa gerek ki, vefatı sırasında Ankara dışında olduğumdan cenazesinde bile bulunamadım. Ne acı! O'nu hep uzaktan sevdim ve gıyabında savundum. Zira yüz yüze ve yakın mesafede bulunduğum zaman, kendisini kıracağımdan korkuyordum.
Asgari son onbeş yılında, hep sıkıntısını paylaşıp yardımcı olmaya çalıştım, arkası kesilmeyen davalarında, vekil-müvekkil ilişkilerimiz oldu. Yaptığım savunmaları, hakimlerden önce O'na beğendirmek zorunda kaldım. Benim için Ercümend Özkan'ın önüne çıkmak, hakim önüne çıkmaktan daha zordu. Cümleleri, kelimeleri teker teker seçer; bedeli ne olursa olsun, en küçük bir itikadi tavize veya yanlışa asla firsat vermezdi. Bir çok olayda, şahsen ve yakından şahit oldum. Hiçbir menfaat ya da endişe uğruna müslüman kimliğinden ve kişiliğinden taviz vermedi. Tevhid burcu gibi dikilen onurlu başını, asla yere eğmedi. Takiplerle, tehditlerle hasiplerle geçen çileli ömrünü yaşayan Kur'an'a dönüştürmek için sürekli gayret gösterdi.
Malum olduğu üzere, her muvahhid mümin gibi seveni, anlayanı azdı. Lakin ne gam! O, bütün amellerini yaratan'ını razı etmek için yapardı.
Son yıllarda ağır kalp hastasıydı. Doktorlar, sürekli istirahat etmesini söylüyor; aksine davranışının hayati risk taşıdığını bildiriyorlardı. Bunu bilen yakın dostları, arkadaşları ise doktor tavsiyesine uyması konusunda baskı yapıyorlardı. Fakat O, dinlemiyordu. "Hayatım, da dahil hiçbir şey inancım uğrundaki mücadelemin önüne geçemez. Ben kendim için Allah yolunda ölmeyi gaye edindim. Bu yolda ter dökerken son nefesimi vermek benim için en büyük rütbe ve mutlu-luk olacaktır." diyordu.
Allah (cc) O'nu beklediği rütbeye ulaştırdı. Ecel; tebliğ için gittiği Adana'da yakalayıverdi. Bu kez, O'nu derderst eden hasımları değil nzası için-, yolunda bir ömür boyu çırpındığı Rabbi idi. İnanıyorumki bu seferki sorgulamasında işkence yerine taltif, şiddet yerine şefkat ve merhamet var. Ve, ben gibi acizin vekilliğinede hiç ihtiyacı yok.
İhtayaç dedimde sevgili dost! Şimdi bizim sana ihtiyacımız var. kulaklarımızı çınlatan gür
sesin uzun yollara ve yolculuklara müsait güçlü nefesin zorlandıkça bilenen azmin ve cesaretin karanlıkları delip geçen ışık huzmeleri gibi ince ve keskin kalemin ne büyük kayıp bizim için. Sana değil aczime yanryorum. Yokluğuna değil yanlızlığıma ağlıyorum. Ölümün böyle apansız ve dileğine uygun olarak eylem anında geleceğini tahmin ediyor, sana bunu yakıştırıyordum. Ama yine de hazır olmadığımız bir anda son eylemini yaptın.
Tabutundan tutamadım, tutamayacağım, seni unutamadım, unutamayacağım...
Fecr BÜLTENİ, 28 Ocak 1995.
|