|
(Firakından beş gün önce kırk dakikalık bir tanışma ve ardından...)
Daha önce de duymuştum bu sözleri. Bir yığın söz işte... Dinlerdim hep şaşkın ve anlamsızca. Bir türlü anlamlı gelmezdi bana. "Allah'ı" derdim, "hiç mi yaşayandan duymayacağım"... Ve bir başıboşluk ve yalnızlık... Ve dualar: "Allah'ım malını ve canını senin için feda eden; kınanmaktan korkmayan... sözleri bir mızrak gibi hedefleyen... yok mu hiç?". Bulamamıştım kendice arayışıda. Çok kişi tanımıştı oysa aynı sözleri söyleyeni. Ve hele yapmadıkları şeyleri söyleyeni. Ve bir başıboşluk ve yalnızlık içindeyken... Güya tedavi için gelmiştin. Meğerse benmişim hasta olan, geç farketti. Ve sen damarları tıkanan... Göğsünde tonlarca ağrı hissi olan... Buna rağmen dipdiri ve dinamik... Önceleri tıbben bir türlü izah edemedim. Bu güç bu dinamizm ne ki? Ne ki tıkanan damarlara rağmen hayat fışkırtan? Meğerse ne de çok cahilmişim ve bilmezmişim imanın kudretini. Ne garip tecelli ki hasta kalbimi sen tedavi etmeye gelmiştin.
Ne muhteşem bir davetçiydi ve ne güzel bir tebliğci... Bir bir ruh damarlarımı açtın... Kırk dakikada kırk yılı yaşadım seninle. Saniyeler sanki saat gibi geçti... Büyüledin beni... ve şaşırttın da... Sen hasta değildin sadece damarlarındı tıkanan. Oysa ben; bendim hayat damarları tıkanan. Gençliğim bir ihtiyarlıktı sanki. Senin yaşın ise gençlikti asıl... Allah'ım ne kadar dolu yaşıyordun... Adeta canlı bir Kur'an, yasayan bir Kuran... Her anında bir başka lezzet tattım. Tamam dedim nihayet aradığım bu... Bu olmalıydı malıyla ve canıyla mücadele eden... Bu olmalıydı İslam eri... Ve bu olmalıydı geçen andan farklı yaşayan... Ve bir mutluluk ardından. O kadar güçlü bir bağla bağladım ki sana. Senin yokluğunda seninle hep yaşadım. Ve mesajınla... Ve sende bir ayrılık havası... diriliğini yitirmeden... Evet sezmiştim kör sezgilerimle bunu. Bir daha yüceldin karşımda. Bir kez daha büyüledin beni... Ama bilemedim çok ta aceleci olduğunu. Bana demiştin "paylaşacağım yalnızlığını" ve bir fotoğrafını vermiştin, ayrılacağını bilircesine sanki.
Ömrümün en tatlı ve mutlu anlarıydı sanki. Ömrümün en tatlı ve utlu anlarıydı o dakikalar... Yeniden doğmuştum... Sanki su serpmiştin canlı bildiğim ölü ruhuma. Ah... ne olurdu aceleci davranmasaydın... Ve duyuşum firakını... Sanki zaman durdu ve gökler yıkıldı başıma... Bildim çünkü neler yitirdiğimi. Yalnızlığım... kahrolası yalnızlığım... meğerse ne de yakınmış. Seni tanımayışımı affetmeyeceğim. Seni anlamamak ne büyük hüsran...
Ey! Kur'an hâmisi
Ve canını feda eder O'nun yolunda...
Bir hafta için, o tattırdığın duygular için
Binlerce teşekkür... ve binlerce teşekkür cömertliğin için. Gözyaşlarım seni hatırlatacak bana hep...
Ve seni hiç unutmayacağım... Ey yürekli insan: Ercümend ÖZKAN...
"Rabbim üzerime sabır yağdır ve mümin olarak öldür beni."
İKTİBAS / ŞUBAT - MART 1995
|